.
İÇERİK  
  Ana Sayfa
  İletişim
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA...
  EPHRAIM KISHON- Yazar
  HALE KUNTAY - Çevirmen
  KISHON USULU ROMEO JULIET
  ROMEO ve JULİET -III.PERDE V. SAHNE
  ŞARKI SÖZLERİ
  KISA KISA
  MERAKLISINA SEÇME ROMEO JULIET'LER
  "TARLA KUŞUYDU JULIET" OYUNU ÜZERİNE
  TARLA KUŞU VE BÜLBÜL
  LUCRETIA
  RAPE OF LUCRECE
  MEKANLAR
  ELIZABETH DÖNEMİ LİRİK ŞİİRLERİ
  TÜM ZAMANLARIN YAZARI
  SHAKESPEARE'S STRATFORD
  PORTRAITS OF SHAKESPEARE
  KATOLİK İNANCINDA EVLİLİK
  AŞKIN HALLERİ
  AŞK VE EVLİLİK: ÇOĞALMANIN DÜŞÜNYAPISI
  YAHUDİLİKTE EVLİLİK VE BOŞANMA
  EVLİLİK VE AİLE
  SEKS VE İLİŞKİ
  İTALYAN MUTFAĞI VE MAKARNA
  YEMEKLERİN TOPLUMSAL İŞLEVLERİ
  YEME VE CİNSELLİĞİ DÜZENLEYEN LİMBİK SİSTEM
  FREUD'TAN..
  KUTSAL EVLİLİĞİN KAYNAKLARI
  AŞK UZERİNE MARAZÎ BİR DENEME DAHA
  PSİKİYATRİK AÇIDAN EVLİLİK VE CİNSELLİK
  SHAKESPEARE' DE EROTİK ÖGELER
  SHAKESPEAR'İN OYUNLARINDA SİYASET
  YEME EYLEMİ VE CİNSEL UYARICILAR İLİŞKİSİ
  SHAKESPEARE' İN HAYATTAYKEN YAPILAN TEK PORTRESİ
  OYUN HAKKINDA GÖRÜŞLER



																							
ELIZABETH DÖNEMİ LİRİK ŞİİRLERİ
Gezgin Aşklar : Elizabeth Dönemi Lirik Şiirleri

kaynak:ALT KÜLTÜRKültür, Sanat ve Bilgi Portalı 
http://mitoloji.info/dunya-edebiyati/gezgin-asklar-elizabeth-donemi-lirik-siirleri.nedir

İngiltere’yi 1558 ve 1603 yılları arasında yöneten İngiliz kraliçesi I.Elizabeth’in damgasını vurduğu on altıncı yüzyılın ikinci yarısı,İngiliz Edebiyatı’nın Avrupa’daki Rönesans akımının etkileşimi ile ulusal bir biçim kazandığı önemli bir dönemdir.İngiliz Edebiyatı ulusal kimliğini; kültürel,sosyal ve ekonomik ilişkilerden oluşan dinamik bir ağın içinde bu dönemde kazanmaya başlar.Bu ilişkiler ağı değerlendirildiğinde,farklı kültürlerin karşılaşıp etkileşim içine girdiği gözlenir.Avrupa ülkelerine,özellikle İtalya’ya gidip buralardaki kültür ve edebiyat dünyasına tanık olan İngiliz soyluları ve devlet adamları,farklı kültürler arasındaki alışverişleri tetikleyen etkin aracılar olarak tanımlanabilir.On altıncı yüzyılda bu aracıların kurduğu etkileşim ortamının en canlı ve ilginç ürünleri kuşkusuz,daha çok saray çevresine yakın İngiliz soylularının kaleme aldığı lirik aşk şiirleridir.On altıncı yüzyılın başında,İngilizcenin Kıta Avrupası’nda  bir saygınlığı yoktu.Thomas More’un,1515 yılında yayınlanan Utopia’sını İngilizce değil de,Latince yazmış olması,İngilizcenin İngiltere sınırları içinde de saygın bir edebiyat dili olarak görülmediğini gösterir.More’un Latince yazdığı Utopia’sı,Avrupa sınırları içinde kısa zamanda bir ün kazanmış,fakat İngilizceye ancak 1550’li yıllarda çevrilmiştir.Fakat on altıncı yüzyılın sonlarına doğru,İngiliz dili ilginç bir biçimde bir saygınlık kazanmıştır.Shakespeare ve Marlowe gibi yazarların dışında,I.James’in yönetimi altında İngilizceye çevrilen İncil de,yüzyıllar sonra bile üstün yazınsal niteliklere sahip bir metin olarak okunabilmektedir.Peki,İngilizcenin yalnızca bir yüzyıl içinde kazandığı bu saygınlık nasıl açıklanabilir?Günümüz okurlarının bile beğeni ile okuduğu ve etkisi altında kaldıkları aşk şiirlerinin yazılmasını tetikleyen neydi?Bu soruların yanıtları,birer dizge olarak ele alınabilecek ulusal edebiyatların karmaşık oluşum süreçlerinde bulunabilir.Elizabeth dönemi İngiliz lirik şiirinin kökenlerini,on dördüncü yüzyıl İtalyan şiirinde,özellikle Francesco Petrarca’nın şiirlerinde aramak yanlış olmaz.Petrarca’nın Canconiere(Şarkılar) ve Dante’nin daha önce yazdığı Vita Nouva(Yeni Yaşam) adlı sone dizileri,Sir Thomas Wyatt ve Surrey gibi şairleri etkileyerek,sone türünün İngiliz edebiyatına yerleşmesini sağlar.Elizabeth dönemi şairleri,başta Petrarca olmak üzere önemli İtalyan şairlerden aldıkları sone formunda bazı değişiklikler yapmışlardır.Petrarca sonesinin uyak düzenini değiştirmişler ve sonenin son iki dizesini uyaklı bir beyit haline getirerek,”Elizabethan sonnet” adı verilen yeni bir tür oluşturmuşlardır(Urgan 1986: 160).Elizabeth dönemi şairleri,bu yeni sone türü ile kendilerine model aldıkları  İtalyan şairlerin yaptığı gibi,birbirinden güzel sone dizileri(sonnet sequences) oluşturmuşlardır.On altıncı yüzyıl İngiliz şiir dizgesinin,bir yenilik olarak sone formunu benimseme süreci,farklı dizgelerin dinamik bir etkileşim süreci olarak değerlendirilebilir.Mina Urgan,İngiliz Edebiyatı Tarihi’nin birinci cildinde,kültürlerin ve dolayısıyla edebiyatların böylesi dinamik bir ilişki içinde olduğunu,geçmişe dönük ilginç bir varsayımla dile getiriyor :“Eğer İngiliz şarileri Petrarca’dan değil de,ondan aşağı yarım yüzyıl önce yaşayan Dante’den etkilenselerdi,İngiliz şiirinin niteliği bir hayli değişik olurdu.Çünkü Dante Ortaçağ’a egemen olan alegorik şiirin en büyük temsilcisiyken,Petrarca lirik şiirler yazıyordu.Lirik şiirler ise,Elizabeth çağının en güzel şiirleridir.”Burada önemli olan nokta,bir edebiyat dizgesinin başka bir edebiyat dizgesini kendisine model olarak yenilenmesi değil,bu model alma sürecinin,yeni değerlerin taşındığı edebiyat dizgesine,ne tür yazınsal etkinlikler ve ürünlerle yansıdığıdır.On altıncı yüzyıl şairlerinin bu dönemde kaleme aldığı şiirlere baktığımızda,Petrarca’nın biçimlendirdiği İtalyan lirik şiir geleneklerinin ve yapılarının yansımasını kolayca görebiliriz.Mina Urgan da dahil olmak üzere birçok yazın tarihçisi,Sir Thomas Wyatt ve Sir Philip Sidney gibi şairlerin şiirlerini,”Petrarca’dan özgürce yapılan çeviriler” olarak değerlendirmektedir/Urgan 1986: 161).University of Virginia’da İngiliz edebiyat profesörü olan Gordon Braden,Petrarchan Love and the Continental Renaissance adlı kitabında,Elizabeth dönemi şairlerinin İtalyan şairleri kendilerine model alma sürecini bir ‘taklit’ tarihi (“history of its imitation”) olarak tanımlar(Braden 1999: xii).Bu konuda yirmi yılı aşkın bir süredir ders veren ve kendisini Petrarca üzerine yoğun bir biçimde çalışırken bulan Braden,akademik ilgisinin oluşum sürecini anlatırken şöyle diyor :“Petrarca’nın kendi şiiri ve bu şiirin taklit tarihi,umduğundan daha fazla bir anlam kazandı ve bu konuda yirmi yıl boyunca ders vermem sonucunda,Canzoniere’den Shakespeare’in Soneler’ine uzanan ve insanın aynı şiirin durmadan farklı versiyonlarını okuduğu izlenimini edindiği zaman dilimini,neredeyse öyküsel bir çizgide görmemi sağladı(Braden 1999: xvii).”On altıncı yüzyıl İngiliz şiir dizgesinin oluşumu,aynı zamanda Anthony Pym’in yoğun olarak üzerinde durduğu arakültür alanı(“intercultural space”) kavramını da açıkça gözlemleyebilmemizi sağlar.Wyatt ve Howard gibi şairlerin İtalyan şiir geleneğindeki yapıtları model alarak yazdıkları şiirler,aynı döneme damgasını vuran Shakespeare’in farklı kültür ve metinlerden oluşan bir ağ içinde değerlendirilebilecek,fakat bir o kadar ulusal olan yapıtları,devingen arakültür kavramını ve arakültür olarak adlandırılan alanın,süreç içinde özerk bir dizge haline geldiği savını da kanıtlar.Nitekim Anthony Pym,’arakültür’ kavramını tartışırken,arakültür alnının iki farklı kültürden daha üstün olan kültüre bağlı olduğunu belirtir;fakat bu bağlılığın,yerini zaman içinde kazanılan bir bağımsızlığa bıraktığını da belirtir :“İkinci kısıtlamamız ise,kültürlerarasılığın,daha üstün görünün bir kültür dizgesinden doğması ya da bu daha üstün kültüre bağlı olmasıdır.(…) Kültürler arasındaki sınır işlevselliğini yitirir yitirmez,aşılacak işlevsel bir engel kalmadığında,arakültürlülük bu bağımlı statüsünü yitirir ve genel kültürel etkinliklerden bir farkı kalmaz(Pym 2000: 5).”Pym’in arakültür kavramı hakkında burada söyledikleri,on altıncı yüzyıl İngiliz şiir dizgesinin oluşumu ile büyük bir koşutluk içindedir.Petrarca gibi İtalyan şairlerin yapıtlarının,Kıta Avrupası ve İngiltere arasında mekik dokuyan soylu İngiliz şairleri etkilemesi,etki altında kalan bu şairlerin -Surrey ve Wyatt gibi- önce bu şiirlerden yaptıkları çeviriler,bunlara öykünerek yazdıkları kendi şiirleri ve daha sonra bu etkilşimle biçimlenip özgünlük kazanan İngiliz şiir dizgesinin,Shakespeare gibi,büyük ölçüde İngiliz kültür ve edebiyat dünyasının ortaya çıkardığı ulusal bir yazar ortaya çıkartması…Tüm bu etkinlikler zinciri,Pym’in arakültür kavramını tanımlarken öne sürdüğü savları doğrular gibi görünmektedir.Elizabeth dönemi İngilteresi’nin saray çevresine yakın soylu edebiyat adamları ve şairleri,kültürler ötesi evrensel aşk duygunu ifade etmek için,farklı biçimler aramışlar ve farklı dizgelerde buldukları farklı deyişleri kendi dillerine çevirerek ve çoğu zaman da kendi dillerinde yeniden yazarak,kültürlerin kaynaştığı bir pota oluşturmuşlardır.  

 

Gökçen EZBER,MA,İstanbul Üniversitesi,İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

 

 


TARLA KUŞUYDU JULIET  
 


Shakespeare' in yüzyıllardır insanları gözyaşına boğan karakterleri Romeo ve Juliet, Ephraim Kishon' un yeni kurgusunda günlük yaşantı ve çığırından çıkmış bir evlilik içinde ele alınıyor. İntiharın eşiğinden döndükten sonra evlenip bir de çocuk sahibi olan "kıdemli aşıklar" kimsenin öngöremediği bir hayatı sürdürürler. Bu dünyanın yaratıcısı Shakespeare mezarında ters döner ve olaylara müdahale etmek üzere eve gelir.

Engin Alkan'ın rejisiyle Romeo ve Juliet öyküsüne farklı bir yerden baktıran ve çağdaş bir "klasik" olarak İ.B.B. Şehir Tiyatroları repertuarında yerini alan oyunda, öten tarla kuşu muydu bülbül müydü sorusunun cevapsızlığı altına “aşk nasıl bu hale gelir”in cevabı aranıyor.

Pişirilen yemeklerin buharlarının canlı icra edilen notalarla kaynaştığı iki saatlik şölende, tariflere uygun yapılmaya kalkıldığında hep tadı kaçmış, alışveriş listelerinde unutulmuş, akşam yemeği telaşı arasında kaynamış ve sonunda dibi tutmuş “efsane aşk” ın tüm zamanlarda, tüm tanıdıklığıyla “ille de var” lığı hatırlatılıyor.


 
İ.B.B. ŞEHİR TİYATROLARI / EKİM 2009



 
Reklam  
   
DEFTER  
 
 
GÖSTERİMDEKİLER  
 



ALEMDAR

İSTANBUL EFENDİSİ







 
ARŞİV  
 






 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=