.
İÇERİK  
  Ana Sayfa
  İletişim
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA...
  EPHRAIM KISHON- Yazar
  HALE KUNTAY - Çevirmen
  KISHON USULU ROMEO JULIET
  ROMEO ve JULİET -III.PERDE V. SAHNE
  ŞARKI SÖZLERİ
  KISA KISA
  MERAKLISINA SEÇME ROMEO JULIET'LER
  "TARLA KUŞUYDU JULIET" OYUNU ÜZERİNE
  TARLA KUŞU VE BÜLBÜL
  LUCRETIA
  RAPE OF LUCRECE
  MEKANLAR
  ELIZABETH DÖNEMİ LİRİK ŞİİRLERİ
  TÜM ZAMANLARIN YAZARI
  SHAKESPEARE'S STRATFORD
  PORTRAITS OF SHAKESPEARE
  KATOLİK İNANCINDA EVLİLİK
  AŞKIN HALLERİ
  AŞK VE EVLİLİK: ÇOĞALMANIN DÜŞÜNYAPISI
  YAHUDİLİKTE EVLİLİK VE BOŞANMA
  EVLİLİK VE AİLE
  SEKS VE İLİŞKİ
  İTALYAN MUTFAĞI VE MAKARNA
  YEMEKLERİN TOPLUMSAL İŞLEVLERİ
  YEME VE CİNSELLİĞİ DÜZENLEYEN LİMBİK SİSTEM
  FREUD'TAN..
  KUTSAL EVLİLİĞİN KAYNAKLARI
  AŞK UZERİNE MARAZÎ BİR DENEME DAHA
  PSİKİYATRİK AÇIDAN EVLİLİK VE CİNSELLİK
  SHAKESPEARE' DE EROTİK ÖGELER
  SHAKESPEAR'İN OYUNLARINDA SİYASET
  YEME EYLEMİ VE CİNSEL UYARICILAR İLİŞKİSİ
  SHAKESPEARE' İN HAYATTAYKEN YAPILAN TEK PORTRESİ
  OYUN HAKKINDA GÖRÜŞLER



																							
OYUN HAKKINDA GÖRÜŞLER

BASIN :

Tarlakuşu Muydu, Bülbül Müydü Jülyet?
Cüneyt İngiz


Romeo aşkla tırmanır Juliet’in balkonuna ve ilanı aşk eder o balkonda sevgilisine. Juliet’te boş değildir ona karşı. O da bütün sözlerini Romeo üstüne söylemektedir. Ama aileler karşıdır bu aşka. İzin vermezler sevenlerin kavuşmasına. Biraz da dadının kışkırtmasıyla bir gece gizlice kilisede rahip Lorenzo’nun önünde kıyılır nikâhları. Bir dizi yanlış anlaşılmalar sonucunda da hayata gözlerini yumarlar. 

Peki ya ölmeselerdi de yaşasalardı, bu aşk devam eder miydi aynı coşku ve şevkle? Ya hayatta kalıp 30 yıl aynı yastığa başkoysalardı? Bir de çocukları olsaydı? İlişkileri ne halde olurdu? İçlerini yakan aşk ateşinden eser kalır mıydı? Yoksa her karı koca gibi birbirlerini boğazlamaya çalışan bir çifte mi dönüşürlerdi? Bu ilişkilerinin içine Juliet’in dadısı, onları evlendiren Rahip Lorenzo ve en önemlisi bu ilişkinin dönüştüğü son hale katlanamayan Shakespeare katılsaydı neler olurdu?

İşte bütün bu soruların cevabı Şehir Tiyatroları’nda Ephraim Kishon’un kaleminden çıkan, Engin Alkan rejisiyle sahneye konulan “Tarlakuşuydu Juliet” adlı oyunda cevaplarını buluyor. Asıl hikâyesi William Shakespeare’in Romeo Juliet oyunundan alınan oyun, Romeo ve Juliet ölmeseydi de hayatta kalsaydı neler olurdu sorusuna cevaplar arıyor.

Oyun sahneye konuluş bakımından oldukça ilginç. Salona girdiğiniz anda henüz başlamamış olmasına rağmen, sahnede bir mutfak, mutfakta yemek pişiren Romeo ve Juliet’le karşı karşıya kalıyorsunuz. Özellikle evli çiftlerinin hayatlarının en çok geçtiği yerlerden biri olan mutfağın olayların geçtiği yer olarak kullanılması yaratıcı bir düşünce. Yönetmen uzun süreli evliliklerin bir süre sonra yatakodasından mutfağa transfer olmasını iyi etüt etmiş. Mutfakta devam eden oyun sırasında bütün yemek kokularının seyirciye kadar ulaşması, leziz bir spagetti ve sosunun hazırlanışı, kavrulan soğanın kokusu oyunun canlılığını arttırıyor. 

Oyun güzel yanlarından biri de oldukça doğal sahnelenmesi. Oyuncular katı kurallı bir sahne oyunculuğu yerine, alabildiğine doğal, anlık oyunlarıyla seyirciyi içlerine alıyorlar. Juliet rolüyle Sevinç Erbulak duygularını açıkça ortaya koyarken keyif veriyor. Arada canlandırdığı Dadı tipine de bizi ikna edereki, farklı rollerdeki becerisini gösteriyor. Romeo rolünde Engin Alkan tam bir evli erkek tipiyle, samimi, sıcak ve doğal bir görüntü çiziyor. Fakat Engin Alkan Rahip Lorenzo rolünü o kadar sevimli ve şirin canlandırıyor ki, sanki Romeo rolü biraz geride kalıyor. Özellikle şaşırma ve küsme mimiği bütün salonu kahkahaya boğuyor. 

Oyunun asi genç kızı, rolünü biraz da zoraki oynamanın verdiği isteksizlik içindeki aktör tiplemesiyle Murat Bavli başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Hakkında çok şey söylenmesi gereken Çağlar Çorumlu, şiirsel dilli Shakespeare’e olağandışı bir başarıyla can veriyor. Tiyatroda geleceği parlak oyunculardan olacağı kesin gibi.

Bir yandan mutfakta Romeo ile Juliet’i seyrederken bir yandan da mutfağın hemen bitişiğine kurulmuş olan müzik aletlerinin başına geçen oyuncular, oyunun en eğlenceli ezgilerini de kendileri seslendiriyor. Oyunda aktif rol alan oyuncuların müzikteki hünerleri de oldukça iyi. Özellikle oyunun müziklerini de hazırlayan, piyano ve gitarla resital sunan Murat Bavli ve diğer oyuncuları ayakta alkışlamak gerekiyor.

Aile baskısından kaçıp gizlice evlenen ve bu aşk uğruna ölümü göze alan Romeo ile Juliet’in, kendi kızları sözkonusu olduğunda, yaşının küçük olmasını bahane edip, aşk ilişkisi yaşamasına izin vermemeleri de ayrı bir ironi yaratıyor.

Işığıyla, dekoruyla, koreografisiyle, müziğiyle, kısacası her şeyiyle bir bütün olmayı başarmış bu oyunu mutlaka seyretmek gerekiyor. Başarılı bir ekip çalışması ve tabii ki Engin Alkan rejisiyle tadına doyulmaz bir oyun sizleri bekliyor. 

İyi Seyirler,


Cüneyt İngiz


Tarla Kuşuydu Juliet
Fatih Ermiş
tiyatrodunyasi.com

Romeo ve Juliet’i bilmeyen yoktur. Peki o hikayede ufak bir değişiklik yapılsa, mesela Romeo; Juliet’in öldüğü zannedip intihar ettiği o anın hiç gerçekleşmediğini, Juliet’in, Romeo intihar etmeden uyandığını düşünürsek ne olur? İşte “Tarla Kuşuydu Juliet” oyunu bu sorunun cevabı. 30 yıl evli kalmış ve göbeklenmiş bir Romeo ve Juliet, evlilik kavgaları, sorunlu bir genç kız, hiç yabancımız olmayan Rahip Lorenzo ve Dadı’nın ihtiyar halleriyle, sürekli mezarından hortlayıp gelen Shakespeare.

Biraz kafanız mı karıştı? Hiç karışmasın İ.B.B Şehir Tiyatrolarında perdelerini açan bu oyun bence bu sezonun en şenlikli oyunu, evet şenlikli; çünkü bu oyunda mini bir konser bile izliyoruz. Dün izlediğim bu oyunu o kadar çok beğendim ki, yazmak istediklerimi yazsam sayfalar yetmez. Önce oyunun kadrosuyla başlayalım. Yönetmen koltuğunda Engin Alkan, aynı zamanda Romeo, Juliet rolünde Özlem Türkad, kızları Lükretia’ya Murat Bavli can verirken, Shakespeare rolünde Çağlar Çorumlu’yu görüyoruz.

Romeo ve Juliet otuz yıldır evliler dedik! “Oyunumuzun başlamasına beş dakika var” anonsundan sonra sahneye gelen Romeo ve Juliet, seyirciler salonda yerleşirlerken sahnede yemek pişirmeye başlıyorlar, spagettinin kokusu bütün salonu sarıyor (canım çekmedi değil) ve o bildiğimiz romantik aşıkların artık birbirleriyle sürekli kavga ettiklerine şahit oluyoruz. Juliet’in sürekli hizmetçi istemesi, Romeo’nun sürekli kırmızı turp istemesi dur durak bilmeyen kavgaların başlangıcı oluyor. Kavgaların en cafcaflı anlarında hortlayıp gelen Shakespeare, benim eserim bu değildi mahvettiniz eserimi derken kızları Lükretia’ya aşık oluyor ve her şey birbirine giriyor.

Engin Alkan hem yönetmiş hem oynamış, üstelik sırf Romeo’yu değil, Rahip Lorenzo’yu da canlandırıyor. Özlem Türkad da Juliet’in yanında Dadı’yı oynuyor. Ayrıca oyundaki şarkılardan iki tanesinin söz ve müzikleri yine Engin Alkan’a ait. Engin Alkan bu oyunla çok yönlü bir sanatçı olduğunu ispatlıyor, hayran olmamak elde değil. İzlemenizi ısrarla tavsiye ederim.

Oyundan replikler;
Romeo : Ya, bu oyunları senin yazmadığını söylüyorlar. Şiişşşttt Arak mı ha arak mı, arakladın mı?
Juliet : Zaten sizde birazcık incelik olsaydı eserinizin adını Juliet ve Romeo koyardınız, Sayın Shakespeare
Lükretia : Müdüüüürrrrrr! Bu rolü ben mi oynamak zorundayım?
Shakespeare : Ben yazmıştım bir trajedi, siz yaptınız bir vodvil, komedi !

Fatih Ermiş





''Boşanmak istiyorum Juliet"

www.herkesetiyatro.com   

İnci BİLGİÇ 16.11.2009

Tiyatroyla pek haşır neşir olmayan birine bile tiyatro tarihinin en büyük aşkının kahramanlarını sorsanız ''Romeo ve Juliet!'' diyecektir. Artık nedeni hatırlanmayan bir kan davasının aralarında süregeldiği, Verona'nın iki soylu,zengin ve düşman ailesinin sevdalı, kara bahtlı kör talihli çocukları...

Tam bir ilk görüşte aşk hikayesidir Romeo ve Juliet'inki. Gözleri birbirlerine değer değmez bütün ömürlerini beraber geçirmek istediklerini anlar ve ailelerinden gizlice evlenirler. Ancak nikahlarının dumanı üstünde tüterken patlak veren Verona'nın olağan sokak kavgalarından birinde Romeo, Juliet'in biricik kuzeni Tybalt'ı öldürürüverince prens tarafından hakkında sürgün emri çıkartılır. Meşhur sevdalılar tek bir geceyi beraber geçirebilirler ve o gece 
sabaha ermeden Romeo tarla kuşunun çağrısına uyarak Juliet'ini meşhur balkonunda gözü yaşlı bırakarak şehri terkeder. Yoksa bülbülün çağrısı mıydı? Sahi hangi kuştu o sabah öten? Sabahın habercisi tarla kuşu mu, Juliet'in ısrar ettiği gibi geceleri nar ağacında serenat yapan bülbül mü?

Ephraim Kishon'nun oyununda Shakespeare'inkindeki gibi ölmemiştir Romeo ve Juliet. Şansları vardır ki Juliet, Romeo yalancı mezarına vardığında Rahip Lawrence'in ilacının etkisinden kurtulup uyanır da sevgili karısını canlı bulan Romeo'nun da '' Ben sensiz Verona'yı neyleyim!'' deyip intihar etmesine gerek kalmaz. Ve aradan yirmi yıl geçer...

Meşhur çiftimiz evliliklerinin yirminci yılında hala o meşhum 'cik' sesinin hangi kuşa ait olduğunu tartışmaktadırlar; ''Tarla kuşuydu Juliet...'','' Hayır, bülbüldü Romeo!''. Maalesef tek dertleri de bu değildir hani... Aileleri tarafından reddedildikleri için çulsuz kalmışlardır ve bu ekonomik gerginlik her hareketlerine yansımaktadır. Laf aramızda yatak odasında da işler pek yolunda gitmiyordur. Bir hizmetçileri olmadığı için ev işleri başına kalan nazik Juliet her gece yorgundur. Bir diğer dertleri de birlikte geçirdikleri ilk gecenin meyvesi hırçın kızlarıdır.

Nitekim sevdaları yıpranmıştır... Benim ondört yaşındayken okuduğumda aptalca bulduğum ancak yirmi yaşıma gelince tekrar okuduğumda saflığını anlayabildiğim o büyük aşk (öyle ki ondört yaşındaki minicik kadın kalbiyle Juliet kuzenini öldürmüş olsa da Romeo'yu sevmekten vazgeçmemiştir), duyduğumda mideme okkalı bir yumruk acısı gibi oturan ''Boşanmak istiyorum Juliet!'' haykırışına kadar varmıştır. Daha da kötüsü Juliet de boşanmaya dünden razıdır! 

Seyirci üstünde duygusal şoklar yaratan bir oyun yani Tarla Kuşuydu Juliet. Seyrederken kendinizi, dostlarınızı, annenizle babanızı görüyorsunuz yeri geldikçe. Ve şu ezgi kuyruğunda soru işaretiyle dönüp duruyor beyninizde ; aşk,hiç biter mi? Gerçekten Romeo ve Juliet, tiyatro dünyasının en büyük aşıkları, birbirlerinden öldüresiye nefret eder hale gelebilir mi? Geçim sıkıntısı bu aşkı (ya da bir aşkı) böylesine soldurabilir mi? Annenizle babanızın peri masalının başına gelen de bu muydu? Aşk hiç biter mi? Bu kadar basit mi sevgilinizden vazgeçmek? Sizin de şimdi ulaşamadığınız için ölümsüz görünen aşkınızın yirmi yıl sonra sonu bu olabilir mi? Romeo'nuz dönüp de size ''Boşanmak istiyorum Juliet!'' diye haykırabilir mi? Haykırdığında ne hissedersiniz? Benim gibi midenizde bir yumruğun acısını mı, yoksa ''ehh, sanki ben bayılıyorum seninle oturmaya''nın koyvermişliğini mi? İnceldiği yerden kopabilir mi sevda dedikleri? Hani onsuz nefes alamıyordunuz,n'oldu? Yoksa artık onunla mı  nefes alamıyorsunuz? Kendi ellerinizle boğabilir misiniz yirmi yıllık aşkınızı? Aşk? Hiç biter mi?

Öhöm.. Duygusallığı bi yana bırakacak olursak, bu sezon Engin Alkan rejisiyle Şehir Tiyatroları sahnelerinde görücüye çıkan Tarla Kuşuydu Juliet her yönüyle doyurucu bir yapımdı benim için. Ben ki Şehir'in huysuz seyircisi bu sefer takacak kulp bulamıyorum. Nasıl bulayım? Zekice bir dekor var bir kere karşımda; mutfak. Bu kadar basit. Böylece oyuncular, sürekli didişen çifti günlük olağan halleriyle canlandırabiliyorlar. Yemek yaparken,bulaşık yıkarken,pazara çıkarken didişiyorlar. Tanıdık geliyor değil mi? Sanatımızın yüce ve yalın amacı da bu zaten: ayna tutmak. Oyunculuklar da tadından yenmiyor. Herkes ne bir eksik ne bir fazla oynuyor. Hele bunamış Rahip Lawrence'in hamuru Engin Alkan'ın elinde öyle bir yoğruluyor ki... Yani sırf o rahibin mimiklerini görmeye bir daha gitmek istersiniz oyuna,öyle söyleyeyim. Özlem Türkad'ın umutsuz ev kadını Juliet'i de bir o kadar lezzetli. E şarkılar deseniz,katılmadan edemezsiniz. Sıcacık, bizbize ve sürprizlerle dolu bir reji Alkan'ınki. Beklenmedik şeyler olabiliyor, hazırlıklı olmayın.

 

 

Romeo ve Juliet tombul olmuş! 

 

STAR GAZETESİ
İNCİ DÖNDAŞ- -17 Ekim 2009 Cumartesi


Shakespeare’in trajik eseri Romeo ve Juliet’teki aşıklar ölümden kurtularak    evlenir bir de üstüne çocukları olursa nasıl olur? İşte Tarla Kuşuydu Juliet adlı oyun bu sorunun yanıtını veriyor. Şöyle ki Romeo, Lisa adını verdiği sıcak su torbasıyla uyuyor,  Juliet ise cadaloz bir  kadına dönüşmüş!

 

Bugün aşk denilince akla gelen eserlerin başında kuşkusuz Romeo ve Juliet de yer alır. William Shakespeare’in dünyaca ünlü eseri, aralarında kan davası olan iki ailenin birbirine aşık çocukları olan Romeo ve Juliet’in trajik biten aş öyküsünü anlatır... Eserde iki genç intihar edince hikaye de bitmişti... Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda bu aşk böyle bitmiyor! Tarla Kuşuydu Juliet adlı oyunda iki aşık intiharın eşiğinden dönüyor, evleniyor... Ama idol iki aşık yerine domestik bir çift gelmiş... Romeo göbekli bir aile babası olmuş, Juliet ise elinde merdaneyle insanları üstüne yürüyen çaçeroz!

 

ARALARINDA LISA VAR

 

Ephraim Kishon’un yazdığı oyunu 29 yıldır Şehir Tiyatroları’nda çalışan oyuncu-yönetmen Engin Alkan sahneye koydu, oyunda kendisi Romeo rolünde... Juliet’i ise Haneler adlı programda rol alan, Sıkı Dostlar dizisinde ise Laz bir kadını oynayan Özlem Türkad canlandırıyor. Oyunda çiftin arasındaki diyaloglar ve çekişmeler öyle komik ki... Romeo, Lisa adını verdiği sıcak su torbasıyla uyuyor,  Juliet ise artık cadaloz bir kadın olmuş. Gerisini siz düşünün...

 

Oyunu sahneye koyan Engin Alkan, bu eserin hep hayalini süslediğini söylüyor: “Bu oyun bildik bir teksttir, ben çocukken Ayten Gökçer oynamıştı, TRT’de yayınlanmıştı. Romeo ve Juliet üzerine ilk postmodern örneklerden biri olduğu için her oyuncunun hayalini biraz süsler. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde hocalık yaparken Özlem benim asistanımdı ve aklımızda hep bu oyunu karşılıklı oynamak vardı. Bu yıl az kadrolu, bağımsız ve programı rahatlatacak butik bir oyun istenince aklımıza geldi ve hayalimizi gerçekleştirdik.”

 

Alkan, Özlem Türkad’ı seçtiğini söylüyor çünkü “Yeni kuşak oyuncular arasında en yeteneklisi, kendisini çok iyi yetiştiriyor ve kendisine yatırım yapıyor” diyor. Türkad ise “Engin bu oyunu sahneye koyacağımızı söylediğinde uzun süre inanamadım, dalga geçiyor zannettim” diye konuşuyor.

 

HİÇ ZAYIF OLMADIK Kİ

 

Romeo ve Juliet evlenip bir de çocukları olunca haliyle yıllar biraz aleyhlerine çalışmış. İkisi de sık sık birbirine “Çek karnını içeri” diye uyarılarda bulunuyor. Türkad “Zayıf olsaydım, bu oyunda oynamak için derhal kilo alırdım” derken Engin Alkan tombullukla ilgili olarak “Biz yıllardır birbirimizin görüntüsüne alıştık. Çek karnını içeri derken çok eğleniyoruz artık. Ayrıca hayatımızda hiç zayıf olmadık ki... Bir de zayıflar şişmanlarla eğleniyor” yorumunu yapıyor.

 

Oyunu izleyenler gülmekten dağılıyor... Çiftin ilişkisi öyle bir boyuta geliyor ki Shakespeare bile kalkıp geliyor “Ne oluyor size?” diye... Özellikle Shakespeare rolündeki Çağlar Çorumlu’nun seyirciyle diyalogları, oyunun müzik direktörü Murat Bavli’nin Romeo ve Juliet’in eğlenceye düşkün kızını canlandırırkenki performansı bu oyunu belki de bu senenin en iddialı yapımlarından biri haline getiriyor...

 

Oyun için bateri ve gitar çalmayı bile öğrendiler

 

Tarla Kuşuydu Juliet’te tüm oyuncular enstrüman çalıyor. Engin Alkan mandolini çocuk yıllarında çalmış ama 35 yıldır müzik aletini eline almıyormuş. Özlem Türkad ise bu oyuna dek hiç bir müzik aleti eline almamış. Bir tek oyunda Murat Bavalin, oyunun da müzik direktörü, enstrüman çalan bir isim. Ama buna karşın Juliet gelinlikle bateri çalıyor, Romeo basgitar... Engin Alkan “Müzik oyuna eğlence kattı. Bu oyun için enstrüman çalıyoruz, aslında sadece oyundaki parçaları çalabiliyoruz, başka bir şey çalamıyoruz. Enstrüman çalmak bizim için bir hayaldi, sadece birkaç parça da olsa becerdik” diyor. Özlem Türkad ise yakında baget çevirmeyi bile öğreneceğini söylüyor!
 

Romeo ile Jüliet izdivaç bedbahtı

 

Taraf GAZETESİ

FERHAT ULUDERE - 19.10.2009

 

Ya Romeo zehri içmeden Jüliet uyansaydı ve ailelerinin rızasıyla evlenselerdi, sonları nasıl olurdu dersiniz? Cevabı, Eprahim Kishon büyük bir başarıyla veriyor

Romeo ve Jüliet’in sonunu bilmeyen yoktur sanırım, Jüliet’in intihar ettiğini zanneden Romeo zehri içer ve hakkın rahmetine kavuşur. Âdet olduğu üzeri Shakespeare de oyunundaki bütün karakterleri öldürmüş ve oyunu yine bilindik bir şekilde sonlandırmış olur. Peki ya Romeo zehri içmeden önce Jüliet uyansa ne olurdu? Ailelerinden rıza alıp evlenseler mesela... Tabii aşkın büyüklüğüne inananlar için sonsuz bir mutluluk bu. Lakin onlar da insan... Onlar da bir süre sonra monoton bir evlilik hayatının içine girecek elbette. Eprahim Kishon’a göre büyük aşkın karşılığında berbat bir evlilik ortaya çıkacak ve ikisi de son dakika Jüliet’in uyanmasına lanet edecekler.
İşte Tarla Kuşuydu Jüliet buradan hareketle başlıyor; Romeo ve Jüliet’in evinin mutfağında... Sıradan bir evlilik, sıradan bir mutfak ve sıradan bir hayat onlarınki, aşkın büyüsü bitmiş ve geriye birbirlerinden çok da hoşlanmayan iki insan ve 14 yaşında serseri bir kız kalmış. Ama hâlâ bir soru var akıllarda: ilk gecelerinde öten “tarla kuşu mu yoksa bülbül müydü?”
Yaşananlar, yıllar öncesinden birini çok kızdırıyor ve oyunun yazarı Shakespeare dayanamayıp bu ikiliyi uyarmak ve aşklarına ihanet etmeleri için geri geliyor. İşte o zaman da arsızlığı ele almış olan ikili başlıyor Shakespeare’ye verip veriştirmeye. Adamın ne sübyancılığı kalıyor, ne korkaklığı, ne oyuncu olamaması... Aslında her konservatuvar öğrencisinin içinden geçenleri bir kerede söylüyorlar. Yıllarca tiyatro öğreneceğim diye Shakespeare okumaktan sıkılmış, onun büyüklüğü karşısında ezilmiş ve bir laf etse karşısında yüzlerce hoca, milyon kereler oynanmış oyunlar ve bir tiyatro tarihi bulmaktan da fenalık gelmiş öğrencilerin de içinden geçen bunlar...
Tarla Kuşuydu Jüliet Engin Alkan rejisiyle Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor. Engin Alkan; Romeo, Özlem Türkad; Jüliet, Çağlar Çorumlu; Shakespeare ve Murat Bavlı ise Lukretia rolüyle sahnede abartısız harikalar yaratıyor. Engin Alkan ve Özlem Türkad arasındaki uyum çok başarılı. Birbirlerinin dilini çok iyi biliyorlar. Çağlar Çorumlu için söylenecek o kadar çok şey var ki bunları burada sıralamak neredeyse imkânsız. Seyirciyle iletişimi çok başarılı, herkesin hayalindeki Shakespeare’i yaratırken bir taraftan da beklenmeyecek hareketler yaparak kendi yarattığını kendisi yıkıyor. Ve o fırından çıkma sahnesi gerçekten görülmeye değer.
Oyunun tiplerini yine Engin Alkan ve Özlem Türkad canlandırıyor ve oyunun eğlencesi buraya sirayet ettiğinden olacak bazı yerlerde tiplerin daha çok sahnede kalmasını istiyorsunuz.
Engin Alkan Türk tiyatrosunun en iyi rejisörlerinden biri... Oyuncuyu nasıl kullanacağını çok iyi bilmesinin yanında, dekoru ve bazen de boş sahneyi kullanmak konusunda da bir usta. Müziği oyunlarının hiçbirinden eksik etmiyor. Müzik aleti olmadan bile -insan bedenini kullanarak- müzik yaptığını daha önceki oyunlarından da biliyoruz. Eprahim Kishon’un biraz aksak ilerleyen oyunundan çok başarılı bir müzikli oyun yaratmış.
Tabii ki oyunun aksayan yerleri de yok değil, oyun müzikli olmasına rağmen sahnede gerçek bir müzisyen yok. Müzik aletlerini oyuncular kullanıyor ve acemilikleri bazı yerlerde çok belli oluyor. Oyunun hızlı akan ritmi finale yaklaşırken biraz düşüyor, ama müzikle oyunu hızlandırabiliyorlar. Bir de ses tesisatıyla alakalı bir sorun olsa gerek, şarkı sözleri genelde anlaşılmıyor ve bazen bir ses karmaşası oluşuyor.
Bunlar oyunun olumsuz tarafları olsa da, sezonun en eğlenceli oyunlarından biri Tarla Kuşuydu Jüliet. 

 


---------------------------------------------------------------------------------------------

 

İNTERNET SİTELERİ :
  

Tarla Kuşuydu Juliet- Müzikali

www.tiyatrodunyasi.com

Dündar İncesu


Romeo ve Juliet’e kaynaklık eden en eski öykü Roma mitolojisindeki Pyramus ve Thisbe’nin hikayesidir. Thisbe, Pyramus’u beklediği sırada gördüğü dişi aslandan kaçıp saklanır. Sonra gelen Pyramus sevgilisinin kaçarken düşürdüğü şalın aslan tarafından parçalandığını görünce O’nun öldüğünü sanarak kılıcını kendine saplar. Saklandığı yerden çıkıp sevgilisinin cesediyle karşılaşan Thisbe de aynı kılıçla kendini öldürür.

Hiçbir aşk öbürüne benzemez.
“ Tüm aşıklar aşkı ve aşkla ilgili davranışlarını yeniden bulduklarına inanırlar” der C.Jamont. Gerçekten her çiftin tek olan şeyde başka hiçbir ilişkiye benzemeyen bir ilişki geliştirdiği doğrudur; aşk davranışı, genellikle öyle olduğuna inanılmasa da, ilişkide olduğumuz kültüre bağımlıdır.

Her aşk ilişkisi cinselliğin üzerine kurulmuş bir duyumsal- duygusal- düşünsel haz etkinliği olmakla bir kültür oluşumunu olası kılar. Sevgili eğitimcim Afşar TİMUÇİN “ Aşkın Diyalektiği” nde bu duruma vurgu yaparken “ sanatla- aşk” benzerliği için şöyle der ;
- Aşkın sanata benzeyen yanı ya da aşkın sanat gibi bir kültür alışveriş ortamı oluşu bu duyum- duygu-düşünce bütünlüğünde açıklığa kavuşur.

Sevgilinin “özel” özellikleri vardır.O bir yapıt gibidir.

Karacaoğlan;
“Benim sevdiceğim güzel var mola
Hakkın yarattığı kullar içinde”
derken duyma- düşünme-sezme-algılama ya da karşı koyma biçimlerini değerler dizgesi içinde ele alır.

Ephraim KISHON usulü “Romeo- Juliet” de ise çok kimliklilik, metinler arasılık,gerçek ve oyunun homojen biçimde iç içe geçmiş oluşu gibi post modern metin yapısına özgü kimi nitelikler taşıyan “Tarla Kuşuydu Juliyet” oyunu tarihin ünlü aşkları “Romeo ve Juliyet”i kendi zamanlarında ve aşkın kural tanımazlığından alıp, belirsiz bir zamana, evliliğin kuralları arasına taşıyor.
Dramaturg Sinem ÖZLEK; “vuslata eremeyen aşklarıyla ünlenmiş iki oyun kişisinden, yaşamları “oyun” olan, ölmeyen ve ayrılamayan iki yeni çağ figürü yaratan E.KISHON, farklı dönem, kültür ve dinlerin özgü unsurları mizah yeteneğiyle bir araya getirdiği bir evlilik parodisinin ardında zorunlulukların alışkanlığa dönüştüğü gündelik hayatın içgüdüleri kıstıran, iştahı öğüten dişlilerini gösterir” diyor program dergisi açıklamasında. Evet bu bir vuslata erememek değil, düpedüz “evlilik parodisi” bence de...

W. Shakespeare’ nin “ Rape of Lucrece” adlı manzum eserinde konu olan “ Lucretia “ Roma tarihindeki efsanevi bir figür. Roma prensi Sextua Tanquinus’un tecavüzüne uğrar, kocasının gözü önünde intihar eder. Hem bir “fahişe” hem de “namus timsali” olarak anılan Lucretia’nın ölümü “ aşkın diyalektiğinin” tıpkı aşkın ve estetiğin alanına girmek gibi uçsuz bucaksız bir serüvenin içine dalmaktır.
“Bir Yaz gecesi” rüyası çağrışımları olan “TARLA KUŞUYDU JULIYET” için denebilir ki;

Aşk; bilime, mühendislik hesaplarına , us ölçümlerine gelir bir konu değil. Buna karşın insanlık tarihi kadar eski bir etkinlik olan aşkı ele almak, onu tanımak, ne olup ne olmadığını anlamaya çalışmanın bir yolu olanca alçakgönüllülükle ele alınıyor “ Tarla Kuşuydu Juliyet”te çünkü aşkın, evlilikle noktalanması “ doygunluk”, yeni açlıkların yani yeni gereksinimlerin “ itici gücünü” oluşturuyor.

“Tarla Kuşuydu Juliyet”in yönetmeni Ergin ALKAN’da bu durumda iki düşman aile Monteque’ler ve Capulet’lere

“Aşk işleri biraz karıştırır
Evlilik desen muamma
İnsan dünyayı yönetiyor
Sınıfta kalıyor aşk oyununda” diyor...

Ama hemen ekliyor ;

“Gerçekten seversen engel yoktur önünde
Aşk değildir, ilk rüzgarda devrilen
Değişmez zamanla, sevgi sağpmaz yolundan
Aşk değildir, ilk yağmurda eriyen” derken 28 yıldır evli olan Romeo ve Juliyet’i
“su-i misal” göstererek “tersileme ile doğrulatmaya”, dışa vurmak, boşaltmak ya da yüceltmek için belli bir etkinliği seçmeyi seyirciye bırakıyor.

Rahip Lorenzo ve Romeo’da Engin ALKAN, Juliyet ve Dadı’da Özlem TÜRKAD, W.Shakespear’de Çağlar ÇORUMLU’yu destekliyorlar. Başarısının omuzlarda taşınmasına yardımcı oluyorlar.
Sahne tasarımında Gamze KUŞ’u, ışık tasarımında Murat İŞÇİ’yi kutluyorum.
Müzikler ise bir harika...
Hakikaten “müzikal” bir gösteri “TARLA KUŞUYDU JULİYET”
Her sahneye çıkan aynı zamanda hem bir oyuncu hem bir müzisyen...Ve tam bir orkestra disiplinine sahip.

 

Meşhur Aşkın/Aşıkların Sonu
Ragıp Ertuğrul- 03.12.2009

 

Macar oyun yazarı Ephraim Kishon’un kaleminden çıkan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları’nda Engin Alkan’ın sahneye koyduğu “Tarla Kuşuydu Juliet” sezonun en eğlenceli ve oyunculuk bakımından çıtanın üzerinde oyunlarından biri.

Kishon’un, İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in Romeo ve Juliet oyunundan esinlenerek yazdığı oyun en sade anlatımla bir evlilik parodisi. Klasik tiyatro edebiyatının en ölümsüz aşkının kahramanları olan Romeo ve Juliet, eserin sonunda ölmeyip birbirlerine kavuşsa ve evlenselerdi hayatları nasıl olurdu?

Evliliğin aşkı öldürüp  öldürmediği konusu her zaman tartışılagelmiştir. Bu konuda anketler düzenlenir, röportajlar yapılır, uzman görüşleri alınır... Ölümsüz dediğimiz aşkların neden ölümsüz kaldığını sorgulamak kimsenin aklına gelmez. İşte yazar bunu mizahi bir dille ele almış. Mizah denince aşkla ve evlilikle dalgasını geçtiği anlaşılmasın. Aşkı, insanın doğasını ve dünyanın gerçeklerini göz önünde bulundurarak irdeliyor diyelim.

Aşkı irdelemek hiç de kolay değil aslında. Erkek ve kadın denen birbirine ne fiziksel ne de kimyasal bakımdan benzemeyen, çevresinde olup bitenleri algılayışları farklı iki karmaşık yapının arasındaki duygusal tepkimenin adı konmuş olsa da tanımı yüzyıllardır yapılmaya çalışılıyor.
Engin Alkan, tüm oyunu günlük yaşamın en canlı, en hararetli ve en lezzetli anlarının yaşandığı  mutfağa taşıyarak günümüzde aşkın yerine konabilecek nesneleri ve değerleri kullanma kolaylığı yaratmış; yemek, içki, alışveriş, sırlar, ritüeller ve fanteziler...

Yönetmen şapkasını çıkarıp Romeo ve Rahip Lorenzo şapkalarını giydiğinde de zengin ve renkli bir oyuncu görüyoruz karşımızda. Engin Alkan, söz ustalığının yanısıra bir tuluat sanatçısı kıvraklığına da sahip. İlk defa izlediğim Özlem Türkad, Juliet ve Dadı rollerini, seyirciye aktardığı sıcaklığıyla bütünleştirerek inandırıcı kılıyor. İkide bir sahnede bitivererek kahramanlarının yaşamına yön vermeye çalışan daha doğrusu dizginleri ele alışlarını içerleyerek seyreden Shakespeare rolünde Çağlar Çorumlu hafızalarda kalıcı bir performans sergiliyor. Murat Bavli’nin Lükretia’sı ise absurd tiyatroya göz kırparak doğal oyunculuğa iyi bir örnek oluşturuyor.

“Tarla Kuşuydu Juliet” aşkın yüceliğine kapılıp kendinden geçmişlerin poposuna bir çimdik atıyor. İnsanı kendine getirmeye yeter mi bilemem...



KİŞİSEL SİTELER

Oyunun Kokusu

Cemil Faruk

Ekim 16th, 2009

 

Tarla Kuşuydu Juliet…

 

Bir süredir Şehir Tiyatorları’nda , oynanan komediyi kısa süre önce seyretme imkanı buldum.

 

Yazar Ephrahim Kishon… Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi’nde seyrettiğim oyunun yönetmeni ise , Engin Alkan. Ayrıca Romeo ve Rahip Lorenzo rollerini de üstlenmişti Alkan. Juliet ve dadi olarak seyrettiğimiz Özlem Türkad , Sheakspare rolüyle Çağlar Çorumlu ve Romeo-Juliet’in kızı-Lükretia olarak Murat Bavli kadroyu tamamlıyor.

 

Oyunun konusundan haberdar olmayanlar için bahsedelim. Senaryo Sheakspeare’in ünlü oyunundan sonra alternatif bir gerçeklikte yaşanmaktadır. Kurguya göre , oyunnun sonunda iki kahraman ölmemiştir ve evlenmişlerdir. Lükretia adında sorunlu ve ergenlik döneminde bir kızları vardır. Tiyatronun orjinal sonuna göre , her şey çok daha iyi gözükse de oyunu izledikçe fikrinizi değiştireceksiniz. Konu hakkında daha fazla bilgi vermeyelim ki heyecanını kaçırmayalım. Çünkü bir süre sonra Sheakspeare’in mezarından fırlayıp gelmesiyle işler iyice sarpa saracak.

 

Kishon , İngiliz yazarın eserindeki tüm karakterleri alıp günlük hayata indirgemiş ve tadından yenmez bir oyun ortaya çıkmış. Tabii bu durumu sadece yazara bağlamak yanlış olur. Çünkü yukarıda saydığım oyuncu kadrosu olmadan oyun bu kadar eğlenceli olur muydu bilmiyorum. Tarla Kuşuydu Juliet oldukça hareketli bir oyun ve bundan sonra oyunu sergileyenlerin katkılarından bahsedelim.

 

Oyunu aynı anda izlemeniz , duymanız ve ilginçtir koklamanız mümkün ! Dekor , mutfak şeklinde düzenlenmiş. Ancak bir süre sonra anlıyorsunuz ki bu aslında bir dekor değil. Çünkü oyuncular performans boyunca gerçekten yemek yapıp yiyorlar ve kokusu salonu dolduruyor. Hatırladığım kadarıyla oyuncular spagetti , pizza ve kremalı pastayla aşçılıklarını sergilediler.Oyun üç duyunuza birden hitap ediyor ve sahnenin dışına çıkıp seyirciyle diyaloğa giren sanatçılar sayesinde sizi tamamen kendine bağlıyor. Kostümler ve makyaj hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok diye düşünüyorum. Ekip bu konularda gayet iyi iş çıkarmış. Tüm bunların dışında Şehir Tiyatroları’nın programına baktığınızda oyunun adının yanında ( M.O. ) yazdığını göreceksiniz. Performans sırasında geçişler müzikle sağlanıyor ve sanatçılar bu noktada oyunculardan müzisyenlere dönüşüyorlar. Şarkılardan iki tanesinin söz-müziği Alkan’a ait. Bu noktada  sahnenin küçüklüğü nedeniyle biraz rahatsız edici oluyordu ses. Çünkü enstrüman olarak elektro gitar ve davul ağırlıklıydı. Yine de müziklerin seçimi oyunun hareketli yapısına uyumluydu.

 

Oyunculuklar  hakkında yorum yapacak durumda değilim. Bana kalırsa herkes başarılıydı. Ama favori karakterlerim Sheakspeare ve Peder Lorenzo idi. Çağlar Çorumlu’nun performansını ise , ayrıca tebrik etmeliyiz diye düşünüyorum.

 

Tüm bunların dışında yetişkin olmayan tiyatro severler için bel altı esprilerin oyunda mevcut olduğunu söyleyelim. Tarla Kuşuydu Juliet , birçok yönden başarılı bir oyun olmuş. Teyzemin sayesinde birkaç hafta önce seyrettiğim oyun bildiğim kadarıyla hala sergileniyor. İnternet üzerinden bilet ayırma imkan var Biletix’in ve Şehir Tiyatroları’nın fiyatları son derece uygun. Kolayca bakabileceğiniz oyun programına bir göz atın ve  bir  hafta sonunuzu tiyatroya ayırın derim. Gülmek için itici güce ihtiyacınız varsa Tarla Kuşuydu Juliet tam da size göre bir seçim olabilir. Çünkü oyun amacına ulaşıyor ve sizi, burnunuzda yemek kokuları , yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle uğurluyor.

 

 

Tarla Kuşuydu Juliet

Ekim 8, 2009

camboncuk tarafından

 

Perde açıldı. Birkaç aydır uzak kaldığımız tiyatro salonları tekrar oyuncuları ve seyircisi ile buluştu. Sonbaharın hüznüne inat neşe ile doldu sahne. Bu sezon açılışını Ephraim Kishon’un Tarla Kuşuydu Juliet adlı oyunu ile dün akşam yaptım. Ve sezona keyifli bir oyun ile başlamış oldum.

 

Engin Alkan ve Özlem Türkad yıllar önce TRT de yayınlanan Yedi Numara adlı dizi ile tanıdığım iki usta oyuncu. Engin Alkan oyunun hem yönetmenliğini yapmış hem de Romeo ile Rahip Lorenzo rolünü üstlenmiş. Ne tesadüftür ki geçen sezonda açılış yine Engin Beyin yönettiği bir oyun ile olmuştu benim için. “İstanbul Efendisi”.

 

Oyunda, tarihin ünlü aşıkları Romeo ve Juliet yaşadıkları zamandan belirsiz bir zaman taşınarak evlilik kurumu içinde buluyo kendilerini. Aradan geçen 29 yıl 8 ayda aşk nereye gidiyor ne geliyor yerine…

 

Oyunumuzun başlamasına 15 dakika var anonsu ile başlayan İtalyan usulü spagetti yapımı ayrı bir renk katıyor oyuna. Ve tüm oyun boyunca bir soru aklımda spagettinin tadı nasıldı acaba?

 

Ben keyif aldım sizlere de tavsiye ederim.

 

Bu yıl İBB Şehir Tiyatrolarının Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenen Ayşenil Şamlıoğlu ‘da oyunculuğunu çok beğendiğim ve takdir ettiğim bir usta. Onun liderliğinde İBB Şehir Tiyatrolarının birçok yeniliğe öncülük edeceğini umud ediyorum.

  

Tarla Kuşuydu Juliet

Gökhan Yorgancıgil

 Ekim 17, 2009

 

Ephraim Kishon‘un Tarla Kuşuydu Juliet adlı oyununu yıllar önce TRT’de izlemiş ve çok etkilenmiştim. Belki de TRT’nin siyah beyaz olduğu dönemlerdeydi. Romeo rolünde Çetin Tekindor, Juliet Rolünde Ayten Gökçer ve Shakespeare rolünde İstemi Betil. Yıllar sonra Şehir Tiyatroları’nda aynı oyunu, tabii ki farklı oyuncularla, izlemek oldukça hoş oldu, tavsiye ediyorum.

“Ben yazar değilim, sadece bir şakacıyım, ne zaman ölürseniz o zaman yazar olursunuz” diyen Ephraim Kishon, 1924 yılında Macaristan’da yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğdu ve 2005 yılında öldü. Tarla Kuşuydu Juliet, orijinal adıyla “Oh, Oh Juliet!” yazarın ülkemizde en iyi bilinen eseri. 

Yazımızda bahsettiğimiz bir yazarın fikir kaynaklarından 14 numaralı madde, bu tiyatro eserinin çıkış noktası. Shakespeare’in ölümsüz eseri Romeo ve Juliet’in son sahnesinde Romeo ve Juliet, bir zamanlama hatasına kurban gitmeyip birbirlerine canlı kanlı olarak kavuşabilselerdi ne olurdu? Bu temel düşüncenin “What if …?” yani “Peki ya …?” kalıbıyla üretildiği aşikar. Senaryo ve öykü yazarları buradan kendilerine düşen payı çıkartadursunlar, Kishon’un oyununda bu fikir kalıbından fazlası olduğunu da söylemek yanlış olmaz.

 

Açıkcası Kishon’un oyunu, “modern olanın klasikten aldığı intikam” başlığını da taşıyabilirdi. Shakespeare’in ardından sanayi devrimi atlatmış, onun da arkasından iki dünya savaşı ve üstüne sos niyetine 60′ların çılgınca özgürlüklerini yaşamış bir dünyada yazıldı Tarla Kuşuydu Juliet. (1972) Evlenip ihtiyarlamış işleri güçleri birbirlerini yemek olan, semiz bir çifte dönüşen Romeo ve Juliet, evliliğin aşkı öldürdüğü fikrini tartışırken aslında klasik dünyaya duyulan nefretin sözcülüğünü yapıyorlar. Aklı şeyinde duyarsız Romeo; Romeo’dan önce Tybalt ve Benvolio dahil herkesle ilişkisi olmuş, kaşar bir Juliet var karşımızda.

 

(Capulet’lerin meyve bahçesi. Romeo ve Juliet pencerede görülürler)

 

JULIET:
Gidecek misin?
Gün henüz yakın değil.
Ürkek kulaklarının az önce işittiği,
Tarlakuşunun değil, bülbülün sesiydi.
Her gece öter şu nar ağacında,
Sevgilim, inan bana bülbüldü o

 

ROMEO:
Bülbül değil, inan bana tarlakuşuydu o;
Sabahın habercisi…
Bak, sevgilim şu hain ışıklar,
Nasıl da süslüyor dantel gibi,
Doğudaki haşin bulutları.
Sönmüş gecenin kandilleri ve neşeli gün,
Parmak uçlarına basarak bekliyor tepelerde.
Ya gidip yaşamalı ya da gidip ölmeliyim.

 

Shakespeare’in oyununun beşinci perdesinin açılışındaki, iki sevgilinin ayrılmadan önce yaptıkları bu konuşma, Kishon’a meşhur çiftin evlilikleri sonrası bir kavga için bahane oluyor. Tarlakuşu muydu öten yoksa bülbül mü? Görünürdeki komedi, klasik aşıkları için bir trajediye dönüşüyor. Sahneye derin dondurucu içinden fırlayıp manzum konuşmaya çabalayan Shakespeare’e, Romeo tarafından konuşmasına kelime olarak uygun düşsün diye “vantilatör” suflesinin verilmesiyle seyirci gülmekten yıkılıyor ama klasik edebiyat sessizce gözyaşı döküyor. Evlilik, aşk, lirizm… Bunları yokedip yerlerine “shake it up, baby” mi demeli?

Doğulu ya da batılı farketmez,

MTV çağında kolu kanadı kırılmış görünse de: Klasik her zaman yaşamaya devam edecektir. Kimbilir; aynı Romeo ve Juliet’i Baz Luhrmann’ın orijinal diyaloglara sadık kalarak uyarlaması bu iddiaya bir kanıt olabilir. Klasik; form değiştirir ama ölmez.

Bütün bu eleştirilerin Kishon ve oyunu üzerine olduğunu belirtip,

Engin Alkan ve ekibini tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum. İyi bir iş çıkarmışlar. Özellikle Shakespeare rolünde Çağlar Çorumlu ve Lükretia rolünde Murat Bavli’yi ayakta alkışladım.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------

 

ÇEŞİTLİ İNTERNET SİTELERİNDE YER ALAN YORUMLAR

Merve Karayol
Emeklerinize sağlık..

 

Selin Gülcüler Bu oyunu görmek için sabırsızlanıyorum.Afişine bakarken bile insanın gülesi geliyor.Julıet çok tatlısın.:)

 

Funda Valse Çok beğendiğim kesinlikle herkese tavsiye ederim oyun hakkında fazla detay vermek istemem oyuna gidip görmeniz gerekıyor:)Ellerinize sağlık..

 

Anıl Ayvalıoğlu İnanılmaz güzel.Yine bir Engin Alkan harrikası.Siz makarna yerken canım çekti bnm:)

 

Dilek Erdoğdu Koca Herkes harikaydı..Emeğinize sağlık..

 

Cansu Dengey Tiyatroda seyircinin ilgisi çok çabuk dağılabilir. Ama siz enerjinizle o kadar yüksekte tuttunuz ki o ilgiyi kafamızı çevirmemize fırsat kalmadı. Gerçekten de son zamanlarda izlediğim en güzel oyundu. Hiç bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum bir oyunda. Muhteşem bir iş çıkarmışsınız. Tebrik ederim!

 

Yasemin Örs Kızıltepe Oyunu perşembe günü izledik.Müzikler,samimi bir ortam,kaliteli ve bol komedi..Herşey şahaneydi.Emeğinize sağlık.Gelecek ay tekrar gidip izleyeceğim.Ha bu arada Wili süpersin tebriklerr:)).Engin abi bu harika oyun için tekrar teşekkürler..

 

Yeliz Kayabaşı Dün izledim oyunu, şahane ötesi birşeydi açıkcası. Oyunun hepsi bir bütün olarak güzeldi, ve Suat beyinde söylediği gibi, Wili' nin ilk sahneye girişi ile sonlara doğru pusuya yatması süperdi, emeklerine sağlık herkesin. Müzikal olması ve buna göre ezgilerin düzenlenmesi gerçekten büyük emek...

 

Suat Gölyeri Çok güzel bir oyundu. Oyuncuların hepsi de iyiydi. Çağlar Çorumlu "Wili" rolü ile doruklara ulaştı, tavan yaptı. Sahneye girişi ve pusuya yatma kısmı süperdi. Biz de gülmekten yerlere yattık bayıldık. Engin abi ve Özlem abla da süperdi. Murat Bavlı da Lucretia rolüne ayrı bi yorum katmıştı. İzleyin bir an önce...

 

Ege Ebcin

Dün arkadaşlarımla gittik. Çok güzeldi oyun! Seyirciler yerlerine yerleşirken sahneye çıkıp yemek yapmaları çok şekerdi. Sanki biz misafirdik onlar da misafirlerini ağırlıyorlardı. Sanki bizbizeydik. Ben böyle hissettim. Oyuncuların enerjisi çok iyiydi.
Engin Alkan'ı görsem karşısında eğilirim. Bir oyunu yönetmek,oyunda...ki iki karakteri canlandırmak,oyunun 2 şarkısının söz ve müziğini yazmak kolay olmasa gerek... Tebrikler!

 

 

Emel Gümüştop Uzun zamandır bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Emeğinize sağlık. Özellikle Çağlar Çorumlu bizi gülmekten öldürdü. En kısa zamanda bir daha izlemek istiyorum.

 

Yeşim Yeliz Nacar Tek kelime ile muhteşem bir oyundu...

 

Mehmet Kürşat Uyaroğlu Oynayanların, yazanların ellerine sağlık hatırladıkça gülüyorum, özellikle Shakespearenin mimikler süperdi )

 

Eda Sayin süperdi gercekten...

 

Buse Sezer sana wili diyebilirimmm:D superr otesıı bisyy ya

 

Aslı Çaputcu shakespeare bayıldım sana yaa:D

 

Merve Karayol 31 Ekim'de izleyeceğiz ailecek. Afişi görmemle, oyunun muhteşem tadını aldım bile. İple çekiyorum ay sonunu.

 

Esin Balkan Irlan Emeği geçen herkesi yürekten tebrik ederim:)) Muhteşemdiniz..
- Süper bir oyun-

 

 

 

Ece Akyıldız 2 kere izlemek hala doyamamak

 

Ayşegül Damla Arslan harika bir oyun.... emeği geçen herkesin ellerine sağlık..

 

Yavuzhan Yılmaz muhteşem bir oyundu

 

Nilgün Turpcu Tek kelimeyle harikaydı.Herkes izlemeli mutlaka.

 

 

Meltem Arca Muhteşemdinizzz...
Daha başka ne söylenebilir ki...
Bir kerede doyamadım tekrar izlemeye hazırım ))

 

Esra Karabaş bir şey sölemek mümkünsüz..inanılmaz keyif dolu bir yaşanmışlık seyrettim...:)teşekkürler willi.romi,juli,lucri:))))))))))

 

Dilara Sağer gecen hafta izledim bu hafta da izliycemm
her seyiyle muhtesemdi pazari bekliyorum:)

 

Filiz Gultekin Dün gece izledim, yine izlerim, yine izlerim:))
Harikaydınız:)
sevgiler

 

Oral Ozer müüüüüüüükemmel:)))

 

Hülya Tarım oyunun ikinci haftası ikinci kez izledim bende :S haftayada ümraniye sahnesindeyim sanırımm.. bu arada son parçaya bayıldımm engin alkanın eline kalbine sağlık..
aşk ol hadi durma aşk ol.....

 

Seda Kirişçioğlu harika oyun

 

Alen Haçikoğlu oyundan az önce gelenlerdenim keyfime giyecek yok tek kelime ile harikaydınız..

 

Serap Börekçi Keyfimin tavan yaptığı dakikalar geçirdim saatler önce oyunu izlerken Hayatımızdaki çıkmaz sokaklara inat sağanak kahkahalara dolu bu güzel oyun için
ROMEO
JULIET
SHAKESPEARE
LUCRETIA
tebrikler ve emeğinize sağlık )))

 

Hülya Tarım Anırdım demeye utanmıştım ama şimdi yorumları okudum yalnız değilim )))benim ilacım o koltuklar...

Hülya Tarım yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!!!süper mükemmeeeelll dehşeeettttt deliiiiiiiiii ne deseniz az bu oyun için...gidin izleyin..gidiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiinnn

n...evet oyun yabancı ama oyuncular bizden o kadar içten oynamışlarkii sezon başı ilk 4. oyunlarıydı bugün ama onlar çoktan rollerinin hakkını vermişler.

 

Gülizar Tarlacı Yorumları görünce çok fena ağzım sulandı:)En kısa zamanda(tam zamanlı köle izauralığımdan fırsat bulabildiğim ilk an )mutlaka izleyeceğim.Yeni sezon hayırlı uğurlu ve bol seyircili olsun inşallah...

 

Gökhan Yerli az önce geldim tiyatrodan

mükkemmeldi gerçekten de, tebrikler....

 

Billur Baş İşteee oyun işte kadrooo!!…bu şahane olduğundan zerre şüphem olmayan oyunu sezonun ilk oyunu olarak izlemezsem çatlardım..hala da çatlama ihtimalim fazla zira en önden ve de ortadan izlemek için yırtınan şahsım ( bknz.kaprisli seyirci) istediği koltuğu kendi ikametinden hayli uzak Ümraniye Sahnesinde 21 Ekim 20:30’da b...uldu..olsun,fizanda olsaydı orayada giderdim…

 Gişede çıldırtıp kafasından dumanlar çıkarttığım beyefendi beni bulup intikamını almazsa yada ben çatlamazsam 21 Ekim’de ordayım…

Naçizane tavsiyem: Her sezona Engin Alkan oyunuyla başlayın...sezon iyi geçiyo...tecrübeyle sabit...:)

 

 

Müge Telsakal Erbay

 

Dün gece seyrettim sizi...oyunculuk ve kostümler bir oyunu bu kadar güzel kılar...tüm oyuncuların başarısı tartışılmaz ama willinin ki çok etkileyici idi...tebrik ederim emek harcayan tüm kişilere...bence ödül almalısınız...

---------------------------------------------------------------------------------------------

 

sanat - ( 10/25/2009 )
muhteşem, muhteşem , muhteşem bir oyun...
Bir kaç kere daha izleyeceğim bir oyun...
tebrikler Engin ALKAN, Özlem TÜRKAD, Çağlar ÇORUMLU, Murat BAVLİ...

 



Anıl Ayvalıoğlu - ( 10/27/2009 )
Tek kelimeyle muhteşem bir oyun.Hepsi oyunculuğuyla göz doldurdu.Özellikle Engin Alkan-ın Rahip Lorenzo rolüne hayran kaldığımı söyleyebilirim:)


 

mL g. - ( 11/3/2009 )
hiç vakit kaybetmeden bu oyunu izleyin, pişman olmayacaksınız. Ben çağlar çorumluya hayran kaldım.

 



mérvé - ( 11/3/2009 )
Oyun başlamadan içine çekiyor insanı, yerlerimize yerleşir yerleşmez hummalı bir yemek telaşında buluyoruz kendimizi. Ve oyun boyunca sürükleyicilik hiç kaybolmuyor. Oyunculuklar mükemmel, özellikle rahip rolü çok çok çok güzeldi. Shakespeare rolündeki Çağlar Çorumlu interkatif bir bölüm de sergiliyor. Müzikler inanılmaz güzel, Engin Alkan-ın izlerini ve şirin suratını oyunun her anında görmek mümkün. Oyunu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

 


 


Cansu - ( 11/9/2009 )
Ustalıkla detaylandırılmış reji,mükemmel oyunculuklar,keyifli müzikler,daha ne olsun,yüreğinize sağlık sayın Engin Alkan.

 


 


tuba özyılmaz - ( 11/11/2009 )
Engin Alkanın keşanlı ali destanında ki gösteremediği performansından sonra biraz önyargıyla izlediğim ama bütün önyargılarımı küçük küçük parçalara ayıran müthiş bir oyundu.çağlar çorumluyu özellikle tebrik ediyorum
-------------------------------------------------------------------------------------------
diiliduduk / itücampus.com

bugün gittiğim yeni sezonun bomba oyunlarından... engin alkan yönetiminde, özetle yedi numara diyebileceğimiz kadronun sahnelediği müzikli oyun... romeo ve juliet ölmeyip evlenselerdi nasıl bir evlilikleri olurdu üzerine kurulu bir oyun... engin alkan, özlem türkad, çağlar çorumlu ve murat bavlı... hangisi daha mükemmel oynadı kestiremiyorum... mükemmeldi...

 

izlediğim en keyifli ve en iyi oyunlardan biriydi... tavsiye ederim... gidiniz, görünüz...

 

 


TARLA KUŞUYDU JULIET  
 


Shakespeare' in yüzyıllardır insanları gözyaşına boğan karakterleri Romeo ve Juliet, Ephraim Kishon' un yeni kurgusunda günlük yaşantı ve çığırından çıkmış bir evlilik içinde ele alınıyor. İntiharın eşiğinden döndükten sonra evlenip bir de çocuk sahibi olan "kıdemli aşıklar" kimsenin öngöremediği bir hayatı sürdürürler. Bu dünyanın yaratıcısı Shakespeare mezarında ters döner ve olaylara müdahale etmek üzere eve gelir.

Engin Alkan'ın rejisiyle Romeo ve Juliet öyküsüne farklı bir yerden baktıran ve çağdaş bir "klasik" olarak İ.B.B. Şehir Tiyatroları repertuarında yerini alan oyunda, öten tarla kuşu muydu bülbül müydü sorusunun cevapsızlığı altına “aşk nasıl bu hale gelir”in cevabı aranıyor.

Pişirilen yemeklerin buharlarının canlı icra edilen notalarla kaynaştığı iki saatlik şölende, tariflere uygun yapılmaya kalkıldığında hep tadı kaçmış, alışveriş listelerinde unutulmuş, akşam yemeği telaşı arasında kaynamış ve sonunda dibi tutmuş “efsane aşk” ın tüm zamanlarda, tüm tanıdıklığıyla “ille de var” lığı hatırlatılıyor.


 
İ.B.B. ŞEHİR TİYATROLARI / EKİM 2009



 
Reklam  
   
DEFTER  
 
 
GÖSTERİMDEKİLER  
 



ALEMDAR

İSTANBUL EFENDİSİ







 
ARŞİV  
 






 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=