.
İÇERİK  
  Ana Sayfa
  İletişim
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA...
  EPHRAIM KISHON- Yazar
  HALE KUNTAY - Çevirmen
  KISHON USULU ROMEO JULIET
  ROMEO ve JULİET -III.PERDE V. SAHNE
  ŞARKI SÖZLERİ
  KISA KISA
  MERAKLISINA SEÇME ROMEO JULIET'LER
  "TARLA KUŞUYDU JULIET" OYUNU ÜZERİNE
  TARLA KUŞU VE BÜLBÜL
  LUCRETIA
  RAPE OF LUCRECE
  MEKANLAR
  ELIZABETH DÖNEMİ LİRİK ŞİİRLERİ
  TÜM ZAMANLARIN YAZARI
  SHAKESPEARE'S STRATFORD
  PORTRAITS OF SHAKESPEARE
  KATOLİK İNANCINDA EVLİLİK
  AŞKIN HALLERİ
  AŞK VE EVLİLİK: ÇOĞALMANIN DÜŞÜNYAPISI
  YAHUDİLİKTE EVLİLİK VE BOŞANMA
  EVLİLİK VE AİLE
  SEKS VE İLİŞKİ
  İTALYAN MUTFAĞI VE MAKARNA
  YEMEKLERİN TOPLUMSAL İŞLEVLERİ
  YEME VE CİNSELLİĞİ DÜZENLEYEN LİMBİK SİSTEM
  FREUD'TAN..
  KUTSAL EVLİLİĞİN KAYNAKLARI
  AŞK UZERİNE MARAZÎ BİR DENEME DAHA
  PSİKİYATRİK AÇIDAN EVLİLİK VE CİNSELLİK
  SHAKESPEARE' DE EROTİK ÖGELER
  SHAKESPEAR'İN OYUNLARINDA SİYASET
  YEME EYLEMİ VE CİNSEL UYARICILAR İLİŞKİSİ
  SHAKESPEARE' İN HAYATTAYKEN YAPILAN TEK PORTRESİ
  OYUN HAKKINDA GÖRÜŞLER



																							
PSİKİYATRİK AÇIDAN EVLİLİK VE CİNSELLİK

Psikiyatrik Açıdan

Evlilik ve Cinsellik

Marriage and Sexuality

From a Psychiatric Point of View

 

Murat Gülsün1, Mehmet Ak2, 

Ali Bozkurt3

 

1  Uzm. Dr., Isparta Asker Hastanesi, Psikiyatri Servisi, Isparta

2  Uzm. Dr., GATA Psikiyatri Anabilim Dalı, Ankara 

3  Doç. Dr ., GATA Psikiyatri Anabilim Dalı, Ankara 

 

ÖZET

Psikolojik, sosyal ve biyolojik değișkenlerin etkileșimi içinde șekillenen cinsellik, bu

bileșenlerin birindeki ketlenmeyle, ișlevselliğini yitirebilmektedir. Aile ve evlilik terapistleri

tarafından cinsel ișlev bozukluğu, zaman zaman ilișkilerdeki bozulmanın sonucunda ortaya

çıkan bir semptom olarak ele alınmakta, terapinin kapsamı içinde cinsel ișlevle ilgili alan

ihmal edilebilmekte, cinsel ișlev bozukluğu alanında çalıșan terapistlerin ise araștırmalarda

olguları tek bașına ele alma eğiliminde olduğu görülmektedir. Cinsel sorunun türü ne

olursa olsun, eșlerin birbirleriyle olan iletișimleri, duygu ve düșünce alanında yakınlașma ve

paylașımları göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır. Fiziksel çekicilik, etkileyicilik, olumlu

ve olumsuz tutumlar, evlenme yașı, çocuklar, sosyoekonomik durum, ortak amaç, ilgi

alanları ve cinsel yașam gibi evlilikte mutluluğu belirleyen faktörler, uzun yıllardır

araștırmacıların dikkatini çekmektedir. Bu etkenlerin en önemlilerinden birini de cinsellik

olușturmaktadır. Son yıllarda, cinsellik ve evlilikte mutluluk arasındaki etkileșime ilișkin

veriler üzerinde daha fazla durulmaya bașlanmıștır. Evlilik yașantısı, yiyecek, barınma ve dıș

tehlikelere karșı korunmayı sağlayan birlik ve beraberlik, olumlu eș ilișkilerinin yarattığı

doyum, cinsel olgunlașmayı sağlayacak rollerin paylașımı, sosyal rol ve sorumlulukları

kabullenme, kișisel girișimcilik ve yaratıcılığı desteklemeyi içermektedir. Bu alanlarda birbi-

rini bütünleyen eșlerin olușturduğu evlilikler, toplumsal gelișimin ve olgunlașmanın da yapı

tașlarını olușturmaktır. Cinsel ișlev bozukluklarının, eș ilișkilerinde dengeyi korumaya yöne-

lik bir rolü olduğu da ileri sürülmüștür. Buna göre bozukluk eșlerin çok yakın bir ilișki içinde

zedelenmelerini engellemekte ve benlik sınırlarını korumalarını da sağlayabilmektedir.

Ancak, cinselliğin duygu ve düșünce alanındaki yakınlașmaya olumlu katkıları göz önüne

alındığında, cinsel ișlev bozukluğunun, denge sağlamaktan çok ilișkiyi bozucu yönde etki

göstereceği söylenebilir. Cinsellik, bireylerde zedelenme ve benliğin sınırının kaybı gibi

korkuları içermeyen sağlıklı bir kișilik yapısında yașanabilir. Evlilikte cinsel yașamı çiftin

genel iletișiminden ayrı düșünmek mümkün değildir. Dolayısıyla eșler arasında

iletișimsizliğin ya da çatıșmaların cinsel ișlevi de etkilemesi beklenen bir durumdur. Cinsel

sorunlar da genel çatıșmalara ya da duygusal uzaklașmalara yol açmaktadır. Cinsel ișlev

bozukluğu olan erkekler/kadınlar ve eșlerinin evlilik yașamı sağlıklı kontrol grubuna göre

daha fazla bozulduğu, sonuç olarak cinsel ișlev bozukluğunun, evlilik yașamını olumsuz

yönde etkilediği ortaya konmuștur.Sonuç olarak erkek ve kadın cinsel ișlev bozuklukları ve

evlilik yașamının birbiri ile etkileșim içinde olduğu görülmekte, evli cinsel ișlev bozukluğu

olgularında, eș ilișkilerinin dikkate alınması ve tedavi sürecine eșlerin de katılması, önemli

bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

 

PSİKİYATRİK AÇIDAN EVLİLİK ve CİNSELLİK

Cinselliğin, insanın bireysel varlığını devam ettirmek için yașamsal bir ișlevi

olmasa da, yașam kalitesini olușturan öğeler arasında önemli yeri vardır.

Cinsellik, zaman zaman sosyal ve psikolojik ișlevin en geride kalan ve ih-

mal edilen alanı halinde, zaman zaman da baș köșesine oturtularak yașamı

etkisi altına alabilen, bozulduğunda ise patolojik yapının en büyük suçlusu

olarak kabul edilebilen, zaman zaman konușulmasının bile toplum dinamikle-

rini olumsuz etkileyebileceği korkusuyla yasaklanan, zaman zaman mitlerin ve

inanç sistemlerinin içine süzülerek yüceltilmiș ve gizemli bir kimliğe bürünen,

cinsel organların sınırları içerisine hapsedilemeyecek kadar çok yönlü bir fe-

nomendir.

Evliliğe bakan yönüyle cinsellik, toplumlarda kutsanmıșlığın, arınmıșlığın,

bolluk ve bereketin simgesi olarak ifade edilirken, kurallar, mitler, tabular ve

yasaklarla sınırları belirlenmiștir. Bu kuralların dıșında yașanan cinsellik, top-

lum bütünlüğünü tehdit eden bir tehlike, düzen bozucu bir baș kaldırı,

kutsanmıș olana saldırı olarak algılanmıștır. Cinsellik, tabuların, olumsuz

düșünce ve inanıșların büyütecinde korku dolu bir çatıșma alanı haline gele-

bilmekte, kimi inanıșlara göre her cinsel davranıș, hazza bakan yönüyle kötü,

üremeye bakan yönüyle kutsallık içermektedir. Bu anlayıșla, bazı doğu

toplumlarında kadının ilișkiden zevk alması utanç verici sayılmakta, kadın

sünneti gibi invazif yöntemler dini bir gereklilik olarak kabul edilebilmektedir.

Psikolojik, sosyal ve biyolojik değișkenlerin etkileșimi içinde șekillenen

cinsellik, bu bileșenlerin birindeki ketlenmeyle, ișlevselliğini yitirebilmektedir.

Aile ve evlilik terapistleri tarafından cinsel ișlev bozukluğu, ilișkilerdeki

bozulmanın sonucunda ortaya çıkan bir semptom olarak ele alınmakta, tera-

pinin kapsamı içinde cinsel ișlevle ilgili alan ihmal edilebilmekte, cinsel ișlev

bozukluğu alanında çalıșan terapistlerin ise araștırmalarda olguları tek bașına

ele alma eğiliminde olduğu görülmektedir. Cinsel sorunun türü ne olursa

olsun, eșlerin birbirleriyle olan iletișimleri, duygu ve düșünce alanında

yakınlașma ve paylașımları göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır.[2]

Bu makalede cinsellik ve cinsel ișlev bozukluğunun toplumun en küçük

ünitesi olarak tanımlanan ailede, özel ve öznel yapısı ile ele alınmaya değer

bir alan olduğunun, ayrıca cinsel ișlev bozukluğu değerlendirilmesi ve tedavi-

sine yönelik yaklașımların, eș ilișkisi boyutu ele alınmadığında eksik kalabi-

leceğinin vurgulanması amaçlanmıștır.

 

Eș İlișkilerinin Cinsel İșleve Yansıması

Eș ilișkisi, insan ilișkisinin tanımı içinde yer alan modelin özel bir durumudur.

Toplumsal üst yapı organizasyonunun parçası olan evlilik kurumu, etkileșim

içindeki çeșitli faktörlerle belirlenmektedir. Bu etkileșimlerin bireysel

yansıması üst yapı kurumlarını dolaylı etkilerken, bunların bireye yansıması,

doğrudan olmaktadır. Eș ilișkisi, evlilik kurumu içinde sosyal, ekonomik,

kültürel etkileșimlerle birlikte cinselliğin yașanması ile de karakterizedir. Evli-

lik, fiziksel çekim, biyolojik birleșme ve sosyal entegrasyonun ötesinde bir

sözleșme, bir bütünleșme ve karșılıklı memnuniyeti sağlayan sorumluluk

almayı içermektedir. Bu bütünleșmenin yeterince sağlanamadığı, derin

kültürel ve bireysel farklılıkların olduğu evlilikler, uyum sorunları ile

yıpranabilmekte, kișiler arası ilișkilerde zorluklara sahne olabilmektedir. Gele-

nekselden çağdaș yașam biçimine geçiș süreci içindeki toplumlarda ise

çatıșmalar daha çetin geçmektedir.[3]

Fiziksel çekicilik, etkileyicilik, olumlu ve olumsuz tutumlar, evlenme

yașı, çocuklar, sosyoekonomik durum, ortak amaç, ilgi alanları ve cinsel

yașam gibi evlilikte mutluluğu belirleyen faktörler, uzun yıllardır

araștırmacıların dikkatini çekmektedir. Bu etkenlerin en önemlilerinden

birini de cinsellik olușturmaktadır. Son yıllarda, cinsellik ve evlilikte mutlu-

luk arasındaki etkileșime ilișkin veriler üzerinde daha fazla durulmaya

bașlanmıștır. Evlilik yașantısı, yiyecek, barınma ve dıș tehlikelere karșı

korunmayı sağlayan birlik ve beraberlik, olumlu eș ilișkilerinin yarattığı

doyum, cinsel olgunlașmayı sağlayacak rollerin paylașımı, sosyal rol ve

sorumlulukları kabullenme, kișisel girișimcilik ve yaratıcılığı desteklemeyi

içermektedir. Bu alanlarda birbirini bütünleyen eșlerin olușturduğu evlilik-

ler, toplumsal gelișimin ve olgunlașmanın da yapı tașlarını olușturmaktır.

 

Evlilikte Uyum ve Dengeler

Eșler arasında uyum, ilișkideki tüm alanları etkileyebilen önemli etkenlerden

biridir. Zamanla, eș ilișkisinde olumlu ve olumsuz faktörlerin birlikte ișlerlik

gösterdiği bir denge kurulmakta, bu dengeler sistemi evliliği sürdürücü ya da

bozucu rol oynayabilmektedir. Eș ilișkileri içerisinde sabit bir ișlev gören bu

dengeler, sosyal, ekonomik, kültürel ve bireysel (hastalık, kișilik, sadakatsizlik

vs) kökenli bozucu etkenlerle sarsılabilmekte, özellikle kırılgan bir zemin üze-

rine kurulmuș evlilikleri sonlandırabilecek kadar güçlü olabilmektedir. Bazen

de kurulmuș olan dengeler eșlerden birinin bireysel patolojisi üzerine bina

edilebilmekte, tedavi gören eșin kalkınması ile sistem çöküntüye

uğrayabilmektedir.

ABD’de insanların psikolojik yardım için bașvurma nedenleri arasında, evli-

likte yașanan uyumsuzluğun en sık bildirilen nedenlerden biri olduğu ve 1987

yılı içinde evlenenlerin yarısı kadar da boșanma gerçekleștiği belirlenmiștir.

Uyumsuz evli çiftlerin evlilik ilișkilerindeki doyumun olumsuz olaylardan

kolaylıkla etkilendiğini gösteren çalıșmalar vardır. Evlilik ilișkisindeki yükleme

örüntüleriyle ilgili araștırmalar, eșin bir olayla ilgili açıklamalarını içeren

(örneğin eș davranıșı) nedensellik yüklemeleri ile sorumluluk yüklemelerine

odaklașmaktadır. Nedensellik yüklemesi, olayı veya davranıșı neyin ortaya

çıkardığı sorusuyla ilgilidir. İnsanların bașkalarının davranıșlarına yükledikleri

nedenler, evlilik yașamı, iș yașamı gibi alanlarda oldukça farklılık göstermek-

tedir. Kișiler, neden oldukları sonuçlardan aynı zamanda sorumlu tutuldukları

için nedensellik ve sorumluluk kararları arasında yüksek bir ilișki olduğu dik-

kati çekmektedir.[4]

 

Evlilikte Sorumluluk Yükleme/ Yüklenme

Araștırmalar, sorumluluk yüklemesinin evlilik uyumu ile ilișki içinde olduğunu

göstermiștir. Literatür genel olarak değerlendirildiğinde, evlilik ilișkilerinde

eșlerini suçlayan kadınların evlilik doyumlarının daha az olduğu, evliliklerinde

uyumsuzluk yașayanların, eșlerinin davranıșlarını daha çok kasıtlı ve bencil

güdülü olarak değerlendirdikleri, olumsuz davranıș gösterdiklerinde eșlerini

fazlasıyla suçladıkları ortaya çıkmaktadır. İlișki, doyum verici ise, eșin olumsuz

davranıșlarına daha az sorumluluk yüklenmektedir. Uyumsuz eșler ise olum-

suz eș davranıșlarına daha fazla dikkat etmekte ve yaptıkları yüklemeler de

ilișkilerindeki olumsuzluğu sürdürücü nitelikte olmaktadır.[4] Sorunun eșten

kaynaklandığının düșünülmesi benliği koruyorsa da, ilișkinin bütününde etkin

bir iletișime, duygu ve düșünce paylașımına sahip, çatıșmalarını uzlașarak

çözebilen çiftler problem kaynağını doğru olarak belirleyebilmektedirler.[2]

 

Empatik Yaklașım

Daha özelleșmiș açıdan evlilik uyumu ve eșin olaylara empatik yaklașımı ile

ilișkiyi inceleyen araștırmalardan Franzoi ve arkadașları eșlerle çalıșmıș, empa-

tik yaklașımın evlilikte yașanan gerilimi azaltmada yardımcı olduğunu

görmüșlerdir.[5] Bir çalıșmada 264 çift ile çalıșmıș ve empatik yaklașımın eș

doyumunu etkileyen çeșitli davranıșların güçlü yordayıcısı olduğunu ortaya

konarken, bir diğerinde empatik anlayıș ile ilișkinin niteliğinin olumlu olușuna

ilișkin kanıtlar vardır.[5] Sillars ve arkadașlarına göre, eșler arasındaki tartıșma

odağı, ilișkiyi daha az tehdit eden, az çatıșmaya yol açan bir konuysa ilișki

olumlu, ancak yüzleșilmesi gerekenler önemli, çatıșmalı, tehdit edici konular

ise, ilișki olumsuz olmaktadır.[6] Eșler arasında mesajlar anlașılır olduğunda

duygu ve düșüncelerin paylașımı ve karșıdakine verilen destek, iletișimi

olgunlaștırabilecektir. Etkin bir iletișim, çatıșmaların çözülmesini, ilișkide

doyum elde edilmesini, eșlerin birbirlerini tamamlamalarını ve kendilerini

daha iyi hissetmelerini sağlamaktadır. Eleștiriler daha olumlu yönde olmakta,

bunun yanında jestler ve șakalar yașantıda daha fazla yer almakta, eșler arası

iletișimin bir yönünü olușturan cinsel alanda da doyum verici ilișkiler

sağlanabilmektedir.[2]

 

Evlilikte Mutluluk/ Mutsuzluk ve Cinsellik

Huston ve Vangelisti [7] çekicilik, cinsel ilgi, negativizm ve evlilikte mutluluk

faktörleri arasındaki ilișkiler üzerine uzun süreli bir çalıșma yapmıșlardır.

Evliliğin ilk 2 yılı ile ilgili 106 çiftle bir dizi görüșmeler yapılmıș, bulgulara göre,

kadınların cinsel ilgileri eșlerinin cinsel doyumlarına bağlı görülmekle birlikte,

cinsel yașamın bir bütün olarak her iki tarafın da evlilik mutluluklarını etkileyip

etkilemediği noktasında ilișki görülememiștir. Araștırmacılar, cinselliğin evli-

likteki doyum için öneminin, evliliğin üzerinden birkaç yıl geçmeden ortaya

çıkmadığına ișaret etmișlerdir. Araștırmada, ilișkiyi kimin bașlattığı ve çiftin bir

cinsel ilișkiyi bașarıyla bitirip bitiremediği üzerinde durulmuș, cinsellik ve

evlilikteki mutluluk arasındaki ilișkinin düșünüldüğünden karmașık olduğu

sonucuna varılmıștır.[7] Rust ve arkadașları [8] bir çalıșmada, evlilikte mutsuz-

luk ve cinsel ișlev bozuklukları arasındaki ilișkiyi araștırmıșlardır. Erkeklerde

evlilikte mutluluk ve cinsellik arasındaki ilișki, kadınlara oranla daha güçlü

bulunmuștur. Özellikle, erkeklerdeki prematür ejakülasyon ve erektil ișlev

bozukluğunun, evlilikte mutsuzluk konusunda kadınlardaki orgazm

bozukluğu ve vajinismustan daha etkili olduğu ileri sürülmüștür.[8] Lief,

düzenli orgazm yașayan kadınların doyum ve mutluluklarının, orgazm

yașayamayan kadınlara oranla daha fazla olduğu sonucuna varırken, New-

comb ve arkadașları kadın orgazm yanıtının eșler arasındaki yakınlıkla ilișkili

olduğunu göstermiștir.[9,10]

Hartman, cinsellik ve evlilik tedavisi için bașvuran 20 çift üzerinde yaptığı

araștırmada, cinsel ișlev bozukluğu ve evlilikte mutsuzluğun birbirinden

bağımsız olarak gelișebildiği, etkin bir evlilik terapisinin cinsel ișlev bozukluğ-

unun düzeltilmesinde gerekli ve yeterli koșul olmayabileceğine ișaret

etmiștir.[11]

Evlilikte cinselliği araștıran 6029 evli insan üzerinde yapılan bir diğer

araștırmada Donnelly [12] evlilikte cinselliğin azalmasında etken olan

faktörleri ve cinselliğin azalmadığı evliliklerde mutluluk faktörünün nasıl bir

farklılık gösterdiğini ele almıș ve değerlendirmiștir. Burada cinsel ilișki tek

ölçüt olarak düșünülmemiștir. Araștırmacıya göre, çiftler cinsel ilișki olmadan

da cinsel davranıșlar yașayabilmektedirler. Bu çalıșmada; yașamda mutluluk,

dinde köktencilik, cinsiyet rolü ve gelenekler, bireysellik, eșler arası etkileșim

gibi değișkenleri de içine alan 19 bağımsız değișken üzerine ölçümler

yapılmıștır. Bulgulara göre, evlilikte mutluluk ve paylașım faktörleri, eșlerin

fiziksel olarak birbirinden uzak durması ve cinsel aktivitede azalma ile ters

orantılı bulunmuștur. Bir diğer deyișle, evlilikte mutluluk ve paylașılan aktivi-

teler ne kadar az ise, cinsel aktivitede azalma ve eșlerin birbirinden

uzaklașması olasılığı o kadar artmaktadır. Cinsel aktivitede azalma, genel

olarak yașın ilerlemesi, küçük çocukların varlığı, sağlık sorunları ve evliliğin

süresi ile ilgili bulunmuștur. Donnelly, cinsel ișlevsellikte azalma olan evlilikle-

rin, mutlu ve doyum sağlayan evlilikler olmadığını vurgulamaktadır. Bir çiftin

cinsel ilișkide bulunmaması, evlilikte bașka sorunların olduğunun bir göster-

gesi de olabilmektedir.[12]

Stres, cinsel ișlev ve evlilikte mutluluk arasındaki ilișkiyi araștıran bir diğer

çalıșma Morokoff ve Gilliland tarafından yürütülmüștür.[13] Yüz altmıșbeș

erkek ve kadın denek üzerinde yapılan bu çalıșmada tıbbi geçmiș, yașam

deneyimleri, yașamda karșılașılan güçlükler, evlilikte uyum ve cinsel ișlevle

ilgili etmenler incelenmiștir. Belirgin bir șekilde, cinsel doyum, çiftlerin bunu

algılayıș biçimi ve cinsel ilișki sıklığı gibi etmenlerin, evlilikte mutluluk ile

doğru orantılı olduğu ortaya çıkmıștır. Buna karșılık, olumsuz duygusal tepki-

lerin artıșı, cinsel ilișki sıklığı ve doyumunun azalması oranında, evlilikte

mutluluğun azaldığı görülmüștür.[13] Sağlıklı bireylerde ortaya çıkan bu ilișki,

cinsel ișlev bozukluğu olanlar ile karșılaștırıldığında ise bir fark görülmemiștir.

Bu sonuç, Donnelly’in, “cinsel aktivitenin var olması için cinsel ilișkinin varlığı

gerekmez” görüșünü desteklemektedir.[12,13]

 

Çatıșmalar ve Cinsellik

Eșle ilgili bilinçli ya da bilinçsiz düzeydeki çatıșmalar cinsel ișlev bozukluğu

olușumunda önemli rol oynamaktadır. Duygusal yakınlașma ve düșünce

paylașımıyla tamamlanmayan bir ilișkide, cinsel ișlevin yeterliliği ve doyum

vericiliği azalabilmektedir.[2]

Neyin hoș olduğu konusundaki iletișim eksikliği, sıklıkla gerçekdıșı beklentile-

rin sonucudur. Bu, eșler tarafından “gerçekten benimle yeterince ilgilensey-

din, benim neden hoșlanıp neden hoșlanmadığımı da bilirdin” șeklinde ifade

edilebilmektedir. İstenenin ya da tercih edilenin eșler arasında

konușulmaması cinsel alanda doyumsuzluğa yol açmakta, bu durum yıllarca

sürebilmektedir. Yaralanmaktan ya da diğerini yaralamaktan korkan birey,

eșinin ne istediğine kendisi karar vermeye çalıșmaktadır.[6,13,14] İki eșin de

benimsediği farklı davranıș biçimleri, tek düzeliğe engel olabilir. Ancak

karșılıklı isteklerin bağdașmadığı ve dikkate alınmadığı durumlarda ilișkiden

yeterli doyum elde edilemeyecektir.[2]

Doyumlu ilișkilerin bir çoğu, eșlerden birinin kontrolü ele geçirmeyi iste-

mesiyle bozulmaktadır. Eșin isteklerine karșı pasif bir direnç gelișmekte, güç

kazanmak ya da sürdürmek için bazı tutumlar sergilenmektedir. Bunlar, cinsel

ihtiyaçlar karșılanmadığında tatili, parayı vb. kısıtlama tehditlerini, ilișkiyi ya

da evliliği sonlandırma, eșe karșı saldırı veya özkıyım tehditlerini içermekte-

dir.[15]

Eșe karșı duyulan kızgınlık, cinsel etkinlik öncesi baskı ve gerilim

yaratılarak, cinsel etkinliği bașlatmak için uygunsuz bir zaman seçilerek, fizik-

sel veya psikolojik açıdan kendini eșine karșı itici göstererek, eșin cinsel

isteğini geçiștirmek için bahaneler bulunarak ifade edilebilmektedir.[6] So-

nuçta ilișkinin bütünlüğünün ortadan kalkması, karșı tarafın düșman olarak

algılanıp ona göre davranıșlar geliștirmesi, öfke, ilișkiyi olumsuz yönde etki-

leyen faktörler olarak ortaya çıkabilmektedir.[16]

 

Eș İlișkileri, Çocuklar ve Cinsellik

Eș ilișkileri içinde cinsel yașamı etkileyen önemli faktörlerden biri de

çocuklardır. Kaplan, stresin cinsel istek azalmasının ana nedeni olduğunu

söylerken, doğumun ardından gelișen stres üzerinde durmaktadır.[17] Özel-

likle de ilk çocuğun doğumu, aile organizasyonunda ve ișlevinde değișiklikler

getirmektedir. Çocuk, istenilen ve vazgeçilmez olușu yanında, eșler arasında

bariyer olabildiği gibi yakınlaștırıcı bir varlıktır da. Bu yeni varlığı algılama,

onun da var olduğu bir ortamı yașamaya eșler ne kadar hazır olursa olsunlar,

bu değișimin yürütülmesinde sorunlar yașanacaktır. Call ve Schwartz,

yaptıkları bir çalıșmada küçük çocukların varlığının cinsel ilișki sıklığını

azalttığını bildirmișlerdir.[18]. Eșlerin evlilikten elde ettikleri genel doyumu

belirlemek amacıyla geliștirilen Evlilik Yașamı Ölçeği’nin kullanıldığı bir

çalıșmada, çatıșma ve gerginlik durumlarının evlilikten yeterli doyum elde

edilmesine engel olduğunu göstermiștir.[19].

 

Roller ve Cinsellik

Barnett ve arkadașları, çalıșan çiftlerde meslek-rolü kalitesi ve evlilik-rolü kali-

tesinin kadınlarda psikolojik bozulmalarla ters orantılı olduğunu ileri

sürmüșlerdir. Bu konu ile ilgili çalıșmalarında, bu sorunlarda hangi faktörün

kesin belirleyici olduğu ortaya konamamıștır. Psikolojik alanda sorunlar ya da

soruna yatkın olanların diğer rollerde de sorun yașamaları beklenebilir. Ancak,

bireyin yașama alanlarında stabilize olması, psikolojik stabilizasyona hizmet

edebileceği gibi psikolojik stabilizasyon da yașamdaki etkinlikleri yönetmede

bașarıya yardım edecektir.[20,21]

Cinsel ișlev bozukluğu da evlilik uyumu kadar ilișkinin niteliğini ve

yakınlığını belirleyebilmekte, aile içi dengeleri bozabilmektedir. Eș ilișkilerinde

sorun yașayan çiftlerde ise, eșlerden birinde ortaya çıkan cinsel ișlev

bozukluğu, eșler arasında ilișki ve yakınlığı daha fazla bozabilmektedir. Cinsel

alanda zorluklar yașayan erkeklerde kaçınma davranıșları gelișebilmekte,

kadınlar da bunu çekiciliklerini kaybettikleri ve istenmedikleri tarzında yorum-

layabilmektedirler. Erkekler, fiziksel teması içeren tüm davranıș biçimlerini

cinsel ilișkiye bașlangıç gibi algılayarak yakınlașmadan kaçınabilmekte, bu

durum cinsel alan dıșına da yansıyarak tüm ilișkiyi bozmakta, eșler diğer alan-

larda da uzaklașmaya bașlamaktadırlar.[22-25] Erkekler, cinsel ișlev

bozukluğunu kimliklerinde yetersizlik olarak algılayarak rol çatıșmalarına

girebilmekte, günlük yașamlarında daha sınırlayıcı ve eleștirici bir tutumu

benimseyebilmektedirler. Bu da genel olarak ilișkinin niteliğini

bozmaktadır.[26]

 

Eș İlișkileri ve Cinsel Doyum

Cinsel doyum düzeyinin eșler arasındaki ilișkiyi, ilișkinin kalitesini ve evlilik

doyumunu etkilediği bildirilmiștir.[27-29] Cinsel ișlev bozukluklarının, eș

ilișkilerinde dengeyi korumaya yönelik bir rolü olduğu da ileri sürülmüștür.

Buna göre bozukluk eșlerin çok yakın bir ilișki içinde zedelenmelerini engel-

lemekte ve benlik sınırlarını korumalarını sağlamaktadır. Ancak, cinselliğin

duygu ve düșünce alanındaki yakınlașmaya olumlu katkıları göz önüne

alındığında, cinsel ișlev bozukluğunun, denge sağlamaktan çok ilișkiyi bozucu

yönde etki göstereceği söylenebilir. Cinsellik, bireylerde zedelenme ve

benliğin sınırının kaybı gibi korkuları içermeyen sağlıklı bir kișilik yapısında

yașanabilir.[1,22-25]

Evlilikte cinsel yașamı çiftin genel iletișiminden ayrı düșünmek mümkün

değildir. Dolayısıyla eșler arasında iletișimsizliğin ya da çatıșmaların cinsel

ișlevi de etkilemesi beklenen bir durumdur. Cinsel sorunlar da genel

çatıșmalara ya da duygusal uzaklașmalara yol açmaktadır.

 

Cinsel İșlev Bozukluğunun Eș İlișkilerineYansıması

Günümüzde cinselliğin tanımı yapılırken, bakıș açısına göre farklı noktalara

ulașılmaktadır. Anksiyete ve suçluluk uyandırmayan, erișkinler arasında

karșılıklıkabuledilmișyașantılar,sağlıklısınırlarçindedeğerlendirilebilmektedir.

Farklı cinsel davranıșlar ise kompülsif ve tek doyum

yolu değilse, patolojik kabul edilmeyebilir.[1] Bu yönüyle bakıldığında cinsel-

lik, yoğun haz duygularıyla ilișkili olmakla birlikte haz almaya yönelik her

davranıșın cinsellik içerdiğini ileri sürmek eksik bir tanım olacaktır. Cinsellik

görüntüsü içindeki davranıșların bazıları da bağımlılık, agresyon, kabul

edilme, narsistik doyum bulma gibi farklı güdülerden kaynaklanıyor olabilir.

Bu nedenlerle, cinsellik, haz almaya yönelik davranıșların tümünü içermese de

fiziksel seksten ötede bir anlam tașımaktadır. Cinsellik, biyo-psiko-sosyal bir

varlık olan insanın tüm yönleriyle etkileșim içindedir.

 

Cinsel ișlev bozukluklarında sınıflandırma çeșitli șekillerde yapılmaktadır.

 

Fonksiyonel açıdan sınıflandırma, DSM-IV-TR [30] de șöyle yer almaktadır:

1. Cinsel istek bozuklukları: Bu grupta, cinsel istekte azalma (hipoaktif

cinsel istek) bozukluğu, cinsellikten tiksinme bozukluğu yer

almaktadır.

2. Cinsel uyarılma bozuklukları: Burada, kadınlarda cinsel uyarılmaya, er-

keklerde ise ereksiyona ait bozukluklar bulunmaktadır.

3. Orgazm bozuklukları: Kadınlarda ve erkeklerde orgazm bozukluğu ile

erkeklerde prematür ejakülasyon yer almaktadır.

4. Cinsel ilișki sırasında ağrı bozuklukları: Kadınlarda ve erkeklerde dispa-

roni ve kadınlarda vajinismus bu grupta yer alan bozukluklardır.

5. Madde kullanımının yol açtığı cinsel ișlev bozukluğu: Bu grupta madde

kullanımı ile ortaya çıkan ve yukarıda tanımlanan gruplardaki ișlev

bozuklukları tanımlanmaktadır.

6. Bașka yerde yer almayan cinsel ișlev bozuklukları: Bu grupta yukarıda

belirtilen bozuklukların dıșında yer alan cinsel ișlev bozuklukları

bulunmaktadır.

 

Cinsel sorunların ele alınıșında iki önemli ayrımdan daha söz edilebilir.

Bunlardan birisi, bozukluğun birincil ya da ikincil olarak ortaya çıkmasıdır.

Cinsel aktivitenin bașlangıcından itibaren süren sorunlar birincil, yeterli bir

cinsel ișlev döneminin ardından gelișen sorunlar ikincil olarak

adlandırılmaktadır.[31] Bir diğer ayrım ise sorunun total ya da durumsal

olması göz önüne alınarak yapılmaktadır. Total cinsel ișlev bozukluklarında

sorun tüm cinsel yașantıları kapsar. Durumsal (selektif) bozukluklarda ise

sorun yalnızca belli bir durumla ilișkilidir.

Cinsel ișlev bozukluklarında tedavi tanı kategorileri içinde farklılıklar

göstermektedir. Günümüzde, cinsel ișlev bozukluklarında yaklașım modelle-

rine göre tedavi planı yapılırken bütünden uzaklașma șeklinde indirgeyici bir

tutum dikkati çekmektedir. Tedavi, bireyin biyolojik, psikolojik, sosyal yönleri-

ni birlikte ele alan yaklașımlarla sonuca ulașabilecektir.

Cinsel ișlev bozukluğu, kimliğin, bedenin eksikliği olarak yașanarak birey-

deki bütünlüğün zedelenmesine yol açabilmektedir.[32] Bu zedelenmișlik, bir

yanıyla kendine ait, kendisinin eksik olușu ile ilgiliyken, diğer yanıyla da

cinselliği yașadığı/yașayamadığı eșin de içinde bulunduğu bir durumdur.

Burada eș, eksikliğe yol açan, eksikliği gören, hatta belki de

yargılayan/suçlayan olarak algılanabilir. Bu kısır döngü, patolojinin

gelișmesine ve derinleșmesine yol açabilir.

Cinselliğin yașanması kișiliğin tüm yönleriyle ilișkilidir. İki erișkin arasındaki

ilișkinin özel bir konumu olarak ele alınırken benlik kavramı, beden ve benlik

algısı, bunların ıșığında, kendisi ve eșini, karșılıklı rolleri algılayıșı, tutumları

önem kazanmaktadır. Cinselliğin doyumlu yașanması, sağlıklı gelișimin so-

nunda ulașılan uzlașmıș bir kimlik içinde gerçekleșebilir.[32,33]

 

Cinsel alan, evlilikte ilișkinin önemli bir yanını olușturmaktadır. Cinsellik ve

evlilik kendi içlerinde olduğu kadar, birbirleriyle etkileșimleri açısından da

incelenmeye değer konulardır. Bu iki alan bireylerin kendine özgü olușlarının

yanında üst yapı kurumlarının tanımlarıyla da belirlenmektedir.

Evlilik ve cinsellik araștırma konusu olmakla birlikte, bu alanların nasıl bir

etkileșim içinde olduklarına yönelik araștırma yapmanın güçlüğü bilinmekte-

dir. Bu güçlüğün așılmasında bir așama olarak, alanlardan birisinde ortaya

çıkan patolojinin temel alınarak diğerine yansımalarının incelenmesinin bir

yol olabileceği düșünülebilir. Bu bağlamda cinsel ișlev bozukluğunun evlilik

yașamını etkileyip etkilemediğinin araștırıldığı bir dizi çalıșmanın sonuçlarına

göre; cinsel ișlev bozukluğu olan erkekler/kadınlar ve eșlerinin evlilik yașamı

sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla bozulduğu, sonuç olarak cinsel ișlev

bozukluğunun, evlilik yașamını olumsuz yönde etkilediği ortaya konmuștur.

Bir araștırmada cinsel ișlev bozukluğu olan erkeklerin eșleri, cinsel ilișki sıklığı

alanında sorun yașamakta iken ilginç olarak cinsel ișlev bozukluğu olan

kadınların eșleri, ilișki sıklığı sorununu önde gelen bir sorun gibi

yașamamaktaydılar. Cinsel ișlev bozukluğu olan kadınların eșlerinin, cinsel

ișlev bozukluğu olan erkeklerin eșlerine oranla, cinsel ilișki sıklığı alanında

daha az sorun yașamaları, erkeklerin daha baskın, cinsellikle ilișkili alanlarda

daha atak bir tutum içinde olmalarıyla ilișkili görünmektedir.[34,35]

Ayrıca cinsel ișlev bozukluğu olan erkeklerin evlilikle ilgili beklentileri, evli-

lik sorunları ile baș etme motivasyonu, evlilik heyecanında azalma, evliliğin

sorumluluklarını yüklenmede zorlanma, ev içindeki huzur, evliliğin gidiși, karı

koca ilișkisinin niteliği, eșle baș bașa geçirilen zamanlarla ilgili daha olumsuz

değerlendirmeler yaptıkları, eșle arkadașlık boyutunun ise bu alandan

etkilenmediği görülmüștür.[34,35]

Cinsel ișlev bozuklukları, biyolojik, sosyal ve psikolojik faktörlerin kom-

pleks etkileșimleri içinde șekillenmektedir. Eș ilișkileri, bu karmașık etkileșim

içinde etyolojiyi belirlemede, tanıda ve tedavide önemli bir alan olarak ortaya

çıkmaktadır.

 

Sonuç

Sonuç olarak gözlemler ve araștırmalar, toplumun temel öğelerinden

birisi olan evliliğin tüm așamalarında cinselliğin yer aldığına ișaret etmek-

tedir. Evlilikte diğer alanlarda olușan sorunların cinselliğin yașanmasına

etkileri olabileceği gibi, cinsel alandaki sorunların da evlilik ilișkisine

yansıyabileceği görülmektedir. Gerek evlilik gerekse cinsel ișlev, biyolojik,

psikolojik, hatta sosyokültürel faktörlerle değișik derece ve șekillerde

etkilenebilmektedir. Ülkemizde evliliğin cinselliğe ve cinselliğin evliliğe

yansımaları, üzerinde durulması gereken bir araștırma alanı olarak

karșımıza çıkmaktadır.

 

Kaynaklar

1. Aydın H. Cinsellik ve Cinsel İșlev. (Derleyenler) Köroğlu, E., Güleç, C., Psikiyatri

Temel Kitabı, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1998; 605-607.

2. Ișıklı H. Cinsel Fonksiyon Bozukluklarında Eș ilișkilerinin Değerlendirilmesi.

Uzmanlık Tezi, GATA, Ruh Sağ. ve Hst. AD., Ankara, 1993.

3. Koptagel İlal G. Aile Tedavisi ve Evlilik Tedavisi. (Ed. ) Köroğlu, E., Güleç, C.,

Psikiyatri Temel Kitabı, Cilt 2, 892-894 Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1998.

4. Tutarel-Kıșlak Ș. Evlilik uyumu ile nedensellik ve sorumluluk yüklemeleri ara-

sındaki ilișkiler. Türk Psikoloji Dergisi 1999; 12:55-64

5. Franzoi SL, Davis MH, Young RD. The effects of private self-consciousness and

perspective taking on satisfaction in close relationships. J Pers Soc Psychol

1985; 48:1584-1594.

6. Sillars AL, Pike GR, Jones TS, Murphy MA. Communication and understanding

in marriage. Hum Commun Res 1984; 10:317-350.

7. Huston T, Vangelisti A. Socioemotional behavior and satisfaction in marital

relationships: A longitudinal study. J Pers Soc Psychol 1991; 61:721-733.

8. Rust J, Golombok S, Collier J. Marital problems and sexual dysfunction: How

are they related? Br J Psychiatry 1988; 152:629-631.

9. Newcomb MD, Bentler PM. Dimension of subjective female orgasmic

responsiveness. J Pers Soc Psychol 1983: 44:862-873

10. Lief HI. Comments on current thinking on the orgasm experience. Med

Aspects Hum Sex 1980; 14:55-62.

11. Hartman LM. The interface between sexual dysfunctional and marital conflict.

Am J Psychiatry 1980; 137:576-579.

12. Donnelly DA. Sexually inactive marriages. J Sex Res 1993; 30:171-179.

13. Morokoff J, Gillilland R. Stress, sexual functioning, and marital satisfaction. J

Sex Res 1993; 30:43-53.

14. Ernst C, Földenyi M, Angst J. The Zurich study: XXI. Sexual dysfunctions and

disturbances in young adults. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci 1993; 243:179-

188.

15. Goldmeir D, Keane FEA, Carter P, Hessman A, Harris JR, Renton A. Prevalence

of sexual dysfunction in a heterosexual patients attending a central London

genitourinary medicine clinic. Int J STD AIDS 1997; 8:303-306.

16. Bagley JL. Evaluation of sexual satisfaction in partners of men experiencing

erectile failure. J Sex Marital Ther 1990; 16:70-78.

17. Kaplan HS, Caroll JL, Bagley DH. Evaluation of sexual satisfaction in partners of

men experiencing erectile failure. J Sex Marital Ther 1990; 16:70-78.

18. Call V, Sprecher S, Schwartz P. The incidence and frequency of marital sex in a

national sample. J Marriage Fam 1995; 57:639–652.

19. Tezer E. Evli Eșler Arasındaki Çatıșma Davranıșları : Algılama ve doyum, Hacet-

tepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 1986.

20. Barnett RC, Marshall NL, Raudenbush SW, Brennan RT, Gender and the

relationship between job experiences and psychological distress: A study of

dual-earner couples. J Pers Soc Psychol 1993; 64:794–806.

21. Barnett RC, Rivers C, She Works / He Works. New York, Harper SanFrancisco,

1996.

22. Lo Piccolo J, Stock WE, Treatment of sexual dysfunction. J Consult Clin Psychol

1986; 54:158-167.

23. Masters WH, Johnson VE, Human Sexual Response. Boston: Little, Brown Co,

1966, pp:189-91.

24. Rust J, Golombok S, The Golombok-Rust Inventory of Sexual Satisfaction

(GRISS). Br J Clin Psychol 1985; 24:63-64.

25. Rust J, Golombok S. The GRISS: A psychometric instrument for the assessment

of sexual dysfunction. Arch Sex Behav 1986; 15:157-165.

26. Masters WH, Johnson VE, Human Sexual Inadequacy. Boston; Little Brown,

1970.

27. Frank E, Anderson C, Rubinstein D. Marital role strain and sexual satisfaction. J

Consult Clin Psychol 1979; 47:1096-1103.

28. Lawrance K, Byers ES, Sexual satisfaction in heterosexual long-term

relationships: The interpersonal exchange model of sexual satisfaction. Pers

Relatsh 1995; 2:267-285.

29. Schenk J, Pfrang H, Rausche A, Personality traits versus the quality of the

marital relationship as the determinant of marital sexuality. Arch Sex Behav

1983; 12:31-42.

30. American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental

Disorders. Fourth Edition-Text Revision. APA, Washington D.C., 2000.

31. Hawton K. Sexual dysfunctions. Cognitive Behaviour Therapy for Psychiatric

Problems. A Practical Guide. K. Hawton, PM Alkovskis, J. Kirk ve DM Clark (Eds),

Oxford University Press, New York, 1989.

32. Ercan S, Gülçat Z, Gülsün M, Aydın H, Özgen F. Sertleșme bozukluğu olan

erkeklerde ve eșlerinde beden algısı, kișilik özellikleri ve cinsel doyum Türki-

ye'de Psikiyatri 2006; 8:136-144.

33. Aydın H, Psikojen empotansta kișilik yapısının araștırılması. GATA Bülteni 1991;

33:187-194.

34. Gülsün M, Aydın H, Gülçat Z. Evlilik ilișkisi ve erkek cinsel ișlev bozukluğu üze-

rine bir çalıșma. Türkiye'de Psikiyatri 2005; 7:98-102.

35. Gülsün M, Aydın H, Gülçat Z. Evlilik ilișkisi ve kadın cinsel ișlev bozukluğu üze-

rine bir çalıșma. Türkiye'de Psikiyatri 2006; 8:67-73.

Psikiyatride Güncel Yaklașımlar – Current Approaches in Psychiatry

eISSN 1309-0674 • ISSN 1309-0658 • www.cappsy.org • editor.cap@gmail.com

 

TARLA KUŞUYDU JULIET  
 


Shakespeare' in yüzyıllardır insanları gözyaşına boğan karakterleri Romeo ve Juliet, Ephraim Kishon' un yeni kurgusunda günlük yaşantı ve çığırından çıkmış bir evlilik içinde ele alınıyor. İntiharın eşiğinden döndükten sonra evlenip bir de çocuk sahibi olan "kıdemli aşıklar" kimsenin öngöremediği bir hayatı sürdürürler. Bu dünyanın yaratıcısı Shakespeare mezarında ters döner ve olaylara müdahale etmek üzere eve gelir.

Engin Alkan'ın rejisiyle Romeo ve Juliet öyküsüne farklı bir yerden baktıran ve çağdaş bir "klasik" olarak İ.B.B. Şehir Tiyatroları repertuarında yerini alan oyunda, öten tarla kuşu muydu bülbül müydü sorusunun cevapsızlığı altına “aşk nasıl bu hale gelir”in cevabı aranıyor.

Pişirilen yemeklerin buharlarının canlı icra edilen notalarla kaynaştığı iki saatlik şölende, tariflere uygun yapılmaya kalkıldığında hep tadı kaçmış, alışveriş listelerinde unutulmuş, akşam yemeği telaşı arasında kaynamış ve sonunda dibi tutmuş “efsane aşk” ın tüm zamanlarda, tüm tanıdıklığıyla “ille de var” lığı hatırlatılıyor.


 
İ.B.B. ŞEHİR TİYATROLARI / EKİM 2009



 
Reklam  
   
DEFTER  
 
 
GÖSTERİMDEKİLER  
 



ALEMDAR

İSTANBUL EFENDİSİ







 
ARŞİV  
 






 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=